<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Dayko Haber</title>
        <link>https://www.daykohaber.com.tr/</link>
        <description>Dayko Haber</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Üniversite hastanesinde ‘Algoloji polikliniği’ hizmete girdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/universite-hastanesinde-algoloji-poliklinigi-hizmete-girdi-3033</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/universite-hastanesinde-algoloji-poliklinigi-hizmete-girdi-3033</guid>
                <description><![CDATA[Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde Algoloji Polikliniği’nin açılışı gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img src="/images/detay/TU-HASTANESINDE-%E2%80%98ALGOLOJI-POLIKLINIGI%E2%80%99-H_1187533_352847.jpg"></p><p>Açılışa, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Mustafa Tan, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Alkin Çolak, Üniversite yöneticileri ve akademisyenler katıldı.</p><p>Açılışta ayrıca, Algoloji Polikliniğine ultrasonografi cihazı bağışlayan Elfide Çilingir de yer aldı. Poliklinik açılışında konuşan Başhekim Prof. Dr. Alkin Çolak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Algoloji Polikliniği ile ağrıların tedavisi konusunda hastanenin daha ileri bir noktaya taşındığını ifade ederek, bu polikliniğin hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından oldukça önemli olduğunu söyledi.</p><p>Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ise açılışı gerçekleştirilen ‘Algoloji polikliniği’nin, üniversite ile toplum arasındaki güçlü iş birliğinin somut bir göstergesi olduğunu belirtti. Hatipler, yaptığı katkıdan dolayı hayırsever bağışçı Elfide Çilingir’e teşekkür ederek, bu katkının Edirne’de kurumlara sahip çıkma bilincinin de güçlü bir örneği olduğunu ifade etti.</p><p>Algoloji polikliniği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Ece Yanık ise algolojinin kronik ve geçmeyen ağrılara odaklanan bir yan dal olduğunu kaydetti. Yanık, poliklinikte bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar, zona, kanser kaynaklı dirençli ağrılar, migren, baş ve yüz ağrıları ile kas ve eklem ağrıları gibi birçok kronik ağrı türüne yönelik tanı ve tedavi hizmeti verileceğini söyledi.</p><p>Konuşmaların ardından Hatipler tarafından hayırsever bağışçı Elfide Çilingir’e teşekkür belgesi takdim edildi. Elfide Çilingir de, “Bağışçılar için örnek olması adına şunu söylemek isterim, gücü olan sahip çıksın. Çünkü hastalık çekmek çok zor, derman aramak çok zor. Maddi durumu iyi olanlar destek verirse, imkânı olmayan insanlar da daha kolay şifaya ulaşır. Benim tek isteğim budur. Gücü olan yardım etsin, sağlık kurumlarına sahip çıksın” dedi. (DHA)</p><figure class="image"><img src="/images/detay/TU-HASTANESINDE-%E2%80%98ALGOLOJI-POLIKLINIGI%E2%80%99-H_1187531_352847.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/detay/TU-HASTANESINDE-%E2%80%98ALGOLOJI-POLIKLINIGI%E2%80%99-H_1187532_352847.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2026/02/universite-hastanesinde-algoloji-poliklinigi-hizmete-girdi-1772115302.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Yazıcı: “700 bin yeni tanıya rağmen, prostat kanserinden ölümlerde artış yok”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/prof-dr-yazici-700-bin-yeni-taniya-ragmen-prostat-kanserinden-olumlerde-artis-yok-2792</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/prof-dr-yazici-700-bin-yeni-taniya-ragmen-prostat-kanserinden-olumlerde-artis-yok-2792</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cenk Murat Yazıcı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye’de her yıl 700 bin yeni prostat kanseri vakası tanısı alındığını belirterek, “Bu 700 bin yeni vakanın yaklaşık 10’da 2’sini, yani 140 bin civarını da bu hastalığa maalesef kaybediyoruz. Bu yüzden hastalarımızın bizle yakın teması çok önemli” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>NKÜ Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cenk Murat Yazıcı, erkeklerde görülen en ölümcül kanser türlerinden prostat kanserinde, erken teşhisin önemine vurgu yaptı. Hastalığın geç tespit edilmesiyle birlikte başka organlara yayılması durumunda hayatta kalma oranının azaldığını dile getiren Yazıcı, Prostat Spesifit Antijen (PSA) testi ve rektal muayenenin de önemine dikkat çekti.
</p><p>Prof. Dr. Yazıcı, “İlk önce prostat kanserinin ne kadar önemli olduğunu anlamamız lazım. Prostat kanseri, erkeklerde en sık gözüken kanser. Genel anlamda baktığımızda, tüm erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 30’unu prostat kanseri oluşturuyor. 
</p><p>Diğer kanserleri işin içerisine koyarsanız dünyada en sık görülen ikinci kanser. Maalesef ülkemizde ölüm neden olabilecek dördüncü sırada bir kanser. Yani öyle bir hastalıkla karşı karşıyayız ki hem sık gözüküyor hem de öldürücü etkiye sahip olabiliyor. Burada en önemli şeylerden bir tanesi, hastaların bize hangi aşamada geldiği. Bir hastalıkta, özellikle bir kanserden ölümün en önemli nedeni maalesef bizim bu hastaları biraz geç tespit etmemiz.
</p><p>Eğer hastalar bize geç gelirse ve maalesef biz bu hastaların metastatik dediğimiz artık vücudun başka yerlerine sıçramış şekilde yakalarsak, bu dakikadan sonra işimiz biraz zorlaşmaya başlıyor. Ama eğer biz bu hastalığı erken dönemde yakalayabilirsek, yani hastalık henüz prostatın içerisindeyken bir şekilde hastalığı yakalayabilirsek, farklı tedavi yöntemleriyle hastamızı bu hastalıktan kurtarabilme ve hayatını tekrardan ona geri verebilme imkanımız oluyor” dedi.
</p><p>‘PSA TESTİ VE PARMAKLA REKTAL MUAYENE ÖNEMLİ’
</p><p>Prof. Dr. Yazıcı, “Bu yüzden, özellikle 50 yaş üzeri erkek hastaların, düzenli olarak üroloji muayenesine gitmesi ve bizim için çok basit bir test olan Prostat Spesifit Antijen dediğimiz PSA testi yaptırması, hastalarımız çok sevmiyor ama parmakla prostat muayenesi bizim için çok önemli bir değişken.
</p><p>Hastalarımızdan aldığımız tepkiler genelde şöyle oluyor; ‘yıl 2025 olmuş, hocam halen başka bir yöntem yok mu?’ Fakat maalesef şöyle bir gerçek var; PSA değeri normal olmasına rağmen bizim parmakla rektal muayeneyle tanıdığımız prostat kanserleri var. O yüzden biz hala 2025 yılında bu muayeneyi yapmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
</p><p>‘VAKA SAYISINDA ARTIŞ VAR’
</p><p>Türkiye ve dünyada prostat kanserinin görülme sıklığına değinen Prof. Dr. Yazıcı, “Sayılara bakarsanız aslında çok yüksek değerler var. 2022 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün ülkemizin de içerisinde bulunduğu insidans çalışması var, bu çalışmada şunu söylüyor; her yıl 1,4 milyon yeni vakayla karşılaşıyoruz. Bu Türkiye’de her yıl 700 bin yeni vaka demek. Bu 700 bin yeni vakanın yaklaşık 10’da 2’sini, yani 140 bin civarını da bu hastalığa maalesef kaybediyoruz.
</p><p>Bu yüzden hastalarımızın bizle yakın teması çok önemli. Son dönemlerde bu kanser vakaları arttı, istatistikler de bunu gösteriyor. Yaklaşık 14 yıl önceki verilere baktığımız 100 binde 20 vaka sayısı varken, 2025 tarihindeki vaka sayısı 100 binde 40’a ulaşmıştır. Yani nereden bakarsanız 2 katı daha fazla prostat kanseri tanıyoruz. Şu bir gerçek ki; halen daha fazla artan prostat kanseri vakasıyla karşı kalabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
</p><p>‘ÖLÜM VAKALARINDA ARTIŞ YOK’
</p><p>Vaka sayılarının artmasına rağmen, ölüm oranlarının artmadığını dile getiren Prof. Dr. Yazıcı, “Kötü olmayan tarafı şu; ölüm vakalarımızda bir artış yok. Yaklaşık 100 binde 7, 100 binde 8 aralığında gidip geliyor. Bu da şu demek; biz daha fazla hasta tanıyoruz ama bu hastalıktan dolayı çok fazla hasta kaybetmemeye çalışıyoruz.
</p><p>Bunu da başarıyoruz gibi gözüküyor. Burada olayın bir hekim tarafı, bir de hasta tarafı var. Eğer ben bir prostat kanseri hastasıysam, tanının konulmasını ve bir şekilde tedavimin yapılmasını beklerim. O yüzden bizim de ana görevimiz; klinik anlamda olsun olmasın, bu hastalıkları tanıyıp hastalıklara doğru tedaviyi verip, doğru yönlendirmeyi yapmak” dedi.
</p><p>‘KANSERİN ERKEN TANI SONRASI NORMAL HASTALIKTAN FARKLI OLMAYABİLİR’
</p><p>Kanserin, erken tanı konulması durumunda korkulacak bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Yazıcı, “Halk arasında kanser kelimesi duyulduğunda, çok kötü bir şeymiş gibi algılanıyor fakat kanseri zamanında tanırsanız o kanserin basit bir hastalıktan farkı olmayabilir çünkü hastalıktan kurtarabilirsiniz hastanızı. Hastanın özellikle sizden talep ettiği şey tedaviyse eğer öyle prostat kanseri hastaları var ki; bizim çok erken tanıdığımız, hiçbir tedavi vermediğimiz, düzenli takiplere aldığımız ve bunun da adına ‘aktif izlem’ dediğimiz hastaların herhangi bir cerrahiye, herhangi bir ışın tedavisine gitmediği bir tedavi protokolü bile var. 
</p><p>O yüzden aslına bakarsanız tedavilerin hepsi bizde var. Bilimsel anlamda da uygulama anlamında da dünyayla yarışır bir pozisyondayız, hatta çok daha iyi pozisyonda olduğumuzu söyleyebiliriz. Burada tek eksiğimiz var; hastalarımızın bize zamanında ulaşması lazım. Hastalarımız bize zamanında ulaşır da biz bu hastalığı erken zamanda tanırsak, gösterdiğimiz oranları değiştirebilme imkanına sahibiz” dedi. (DHA)
</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2026/01/prof-dr-yazici-700-bin-yeni-taniya-ragmen-prostat-kanserinden-olumlerde-artis-yok-1768750450.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanıtlanmamış bitkisel ürün kullanımı böbrek ve karaciğer yetmezliğini tetikleyebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kanitlanmamis-bitkisel-urun-kullanimi-bobrek-ve-karaciger-yetmezligini-tetikleyebilir-2523</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kanitlanmamis-bitkisel-urun-kullanimi-bobrek-ve-karaciger-yetmezligini-tetikleyebilir-2523</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, üst solunum yolları enfeksiyonu tedavisinde kanıtlanmamış bitkisel ürünlerin kullanımına ilişkin uyararak, “Özellikle karaciğerde toksisiteye neden olarak akut karaciğer yetmezliğini tetiklemektedir. Bunun dışında böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, akut böbrek yetmezliğinin gelişmesine neden olabilmektedir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>NKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, ülke genelinde hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte artan üst solunum yolları enfeksiyonlarında bilinçsiz ilaç kullanımına karşı uyardı. Doç. Dr. Doğan, üst solunum yolları enfeksiyonlarında genellikle antiviral ilaçların kullanıldığını, buna karşın bazı hastaların bilinçsizce antibiyotik yazılması için doktora ısrarcı olabildiğini söyledi.
</p><p>Bilinçsiz ilaç kullanımının risklerine dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Doğan, “Üst solunum yolları enfeksiyonları yüzde 90’ın üzerinde virüs kaynaklıdır, viral kaynaklı enfeksiyonlardır. Bunların tedavisi de genel olarak iki aşamada gerçekleşir.
</p><p>Birincisi semptomatik tedavi, şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak gerçekleştirilir. İkincisi de uygun endikasyonu olan ağırlaştırıcı risk faktörü olan hastalarda kullanılacak olan antiviral ilaçlardır. Fakat toplumda yanlış ve bilinçsiz şekilde antibiyotik konusunda ısrarcı olunmakta ve tedavide herhangi bir katkısı ya da faydası olmamasına rağmen hastalar arasında antibiyotik kullanımı hekime dikte edilmekte, bunun oluşturmuş olduğu birçok sorunla karşı karşıya kalmaktayız” diye konuştu.
</p><p>YANLIŞ ANTİBİYOTİK KULLANIMININ YAN ETKİLERİ
</p><p>Yanlış antibiyotik kullanımında hastalarda çok sayıda yan etki görülebildiğini anlatan Doç. Dr. Doğan, “Antibiyotik kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan yan etkiler, alerjik reaksiyonlar. Özellikle uzun süreli antibiyotik kullanımına karşı ortaya çıkan bağırsak florasının bozulması ve buna bağlı ishal, bulantı ve kusma gibi şikayetler.
</p><p>Ayrıca o an mevcut olmayan, flora baskılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ağızda mantarlar, genital bölgede mantarlar gibi birçok şikayeti tetikleyebilmektedir. Ayrıca kendi semptomatik tedavimizde kullandığımız ilaçlarla ortak etkileşim meydana getirerek tedavinin etkisiz kalmasına ve iyileşmenin uzamasına da sebebiyet vermektedir” ifadelerini kullandı. 
</p><p>‘BİLİNÇSİZ BİTKİSEL ÜRÜN KULLANIMI ÖNERMİYORUZ’
</p><p>Doç. Dr. Mustafa Doğan, bilinçsizce kullanılan bitkisel ürünlere dikkat çekerek, “Bunun dışında birtakım bitkisel ürünlerin kullanılması vatandaşlar arasında kabul gören bir kanıdır. Kanıtlanmamış, karışık bitkisel ilaç kullanımı, özellikle karaciğerde toksisiteye neden olarak akut karaciğer yetmezliğini tetiklemektedir. Bunun dışında böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, akut böbrek yetmezliğinin gelişmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle bilinçsiz ilaç ve bitkisel ürün kullanımını önermiyoruz” dedi.
</p><p>‘SAĞLIK MERKEZİNE BAŞVURMALILAR’
</p><p>Bilinçsiz ilaç ve bitkisel ürün kullanımına karşı oluşan durumlarda, hastaların, sağlık merkezine başvurmaları gerektiğinin altını çizen Doğan, “Öncelikle vatandaşlarımız, yakın bir sağlık merkezine başvurarak hekim kontrolünden geçirilmeli, ilk önerilecek şey uygunsuz ilaç ya da bitkisel ürün kullanımının bırakılmasıdır. Sonrasında oluşmuş toksik etkiler varsa hekim kontrolünde, gelişmiş olan bu durumun tedavisinin sağlanması gerekir.
</p><p>Vaka sayılarına baktığımızda okullarda verilen ara tatille, üst solunum yolları enfeksiyonlarında bir azalma gözlemledik. Okullar başladıktan sonra da bu vaka sayılarında bir artış var. Yüzde 15-20 oranında diyebiliriz. Günlük polikliniklerimizde üst solunum yolları enfeksiyonu ile başvuran hasta sayısında artış var” diye konuştu. (DHA)
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Dec 2025 13:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/12/kanitlanmamis-bitkisel-urun-kullanimi-bobrek-ve-karaciger-yetmezligini-tetikleyebilir-1765104640.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doç. Dr. Doğan: &quot;Gribal vakalarda yavaşlama gözlemliyoruz&quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/doc-dr-dogan-gribal-vakalarda-yavaslama-gozlemliyoruz-2173</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/doc-dr-dogan-gribal-vakalarda-yavaslama-gozlemliyoruz-2173</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, ekim ayı başında sayısında artış yaşanan gribal enfeksiyon vakalarında yavaşlama gözlemlediklerini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><p>
</p><p>
</p><p>
</p><p><img src="/images/files/DOC_-DR_-DOGAN-GRIBAL-ENFEKSIYON-VAKALA_980123_291080.jpg"></p><p>Ülke genelinde sonbaharla birlikte hava sıcaklıkları düşerken, beraberinde mevsimsel hastalıkları da getirdi. Nezle, grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında ekim ayıyla birlikte artış yaşanırken, hastanelere başvurular da çoğaldı. 
</p><p>NKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, yaklaşık yüzde 20-25 oranında artış yaşanan hastane başvurularında, ekim ayıyla birlikte yavaşlama gözlemlediklerini söyledi. 
</p><p>Doç. Dr. Doğan, "Mevsimsel dönüşümler, hava sıcaklıklarındaki değişimler kişilerin bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek gribal enfeksiyonların da daha sık ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Ekim ayının başında vaka sıklığında bir artış yaşandı. Toplam başvurularda yaklaşık yüzde 20-25 gibi bir artış oldu. Hızlı bir ivmelenmeydi bu. Günümüze geldiğimizde bu ivmelenmede bir yavaşlama gözlemlemekteyiz. 
</p><p>Hava sıcaklığındaki düşmeler toplu alanlarda insanların kümelenmesini arttırdı. Bu bir risk faktörü, okulların açılmış olması bir risk faktörü, servis kullanımı bir risk faktörü olarak değerlendirilebilir. Bunlar, solunum yoluyla, temas yoluyla bulaşan hastalıkların daha sık ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Bunlara bağlı olarak da daha fazla gribal enfeksiyon vakası gördük" dedi. 
</p><p>'EŞLİK EDEN HASTALIĞI OLANLARDA DAHA AĞIR SEYREDER'
</p><p>Gribal hastalıkların, kronik rahatsızlığı bulunan kişilerde daha ağır seyredebildiğini dile getiren Doç. Dr. Doğan, "Gribal hastalıklar, özellikle eşlik eden hastalığı olan kişilerde ağır seyreder. Zatürre teşhisiyle gelen vakalarımız oldu fakat bunlar genelde eşlik eden hastalığı olan gruplar. Solunum yetmezliği olan, kalp yetmezliği olan, KOAH hastalığı olan, böbrek yetmezliği, diyabeti olan kişilerde viral hastalığın üzerine bakteriyel enfeksiyon eklemlenerek daha ağır bir tabloyla başvurabiliyorlar. 
</p><p>Bunlar içerisinde solunum yetmezliği ileri düzeyde olan insanların yoğun bakım süreçleri de oldu. Fakat bunlar sınırlı sayıda vakalar. Bunlar için de önerebileceğimiz şeyler; mutlak surette hastalığın bir başlangıç döneminde uzman hekime başvurmaları, bu minvalde bir antiviral tedavi başlanması, mevsime giriş sürecinde, bulunduğumuz dönemlerde gribal aşı ile hastalığın şiddetini daha azaltmaları önerilir" diye konuştu. 
</p><p>‘RİSK GRUBUNDAKİ HASTALARA GRİP AŞISI MUTLAKA ÖNERİRİZ’ 
</p><p>Doç. Dr. Doğan, özellikle risk grubunda bulunan hastalarda grip aşısını önerdiklerini belirterek, "Grip aşısını bu mevsimde öneririz hatta biraz önce bahsettiğim risk grubundaki hastalara grip aşısı da, zatürre aşısı da mutlaka öneririz. 
</p><p>Grip aşısının herhangi bir yaşı yok, herhangi bir yaş grubunda kullanılabilir bir aşı. Özellikle eşlik eden hastalığı olanlara daha fazla tavsiye edilir. Grip aşısını tüm yaş gruplarına öneririz. Grip aşısına karşı alerji yaşamayan tüm bireyler ve hatta hamilelik sürecinde de uygulanabilir" diye konuştu. 
</p><p>‘GRİP OLAN KİŞİLER MASKE KULLANMALI’
</p><p>Kişilerin, hastalığa karşı alabileceklerini önlemlere de değinen Doç. Dr. Doğan, "İlk öncelikle grip hastalığı geçiren kişiler maske kullanmalı, toplu yaşam alanlarına zorunlu olmadıkça girmemeli. Hapşırma ve öksürme anında kolun iç tarafına hapşırarak hastalığın yayılımını engellemeli. Hasta ve bulaşı olan kişiler de daha hafif geçirmek adına yeterince sıvı tüketmeli. Uyku düzenlerine dikkat etmeli, sıcak banyolar önerilir. 
</p><p>Ayrıca zerdeçal, zencefil gibi birtakım bitkisel ürünler, C vitamini; limon, portakal mevsime özgü meyve ve sebzeler tüketerek semptomların daha hafif geçirilmesini sağlayabilirler" ifadelerini kullandı. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/DOC_-DR_-DOGAN-GRIBAL-ENFEKSIYON-VAKALA_980119_291080.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Oct 2025 12:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/10/doc-dr-dogan-gribal-vakalarda-yavaslama-gozlemliyoruz-1761385342.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlardan, meme kanserine farkındalık için basketbol maçı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kadinlardan-meme-kanserine-farkindalik-icin-basketbol-maci-2113</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kadinlardan-meme-kanserine-farkindalik-icin-basketbol-maci-2113</guid>
                <description><![CDATA[Edirne’de meme kanseri farkındalık ayı kapsamında, kansere karşı sporun önemine dikkat çekip, kadın dayanışmasını arttırmak amacıyla, pembe formalarla basketbol dostluk maçı gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><figure class="image"><img src="/images/files/EDIRNE%E2%80%99DE-KADINLARDAN-MEME-KANSERINE-FA_968416_287620.jpg"></figure><p>Edirne Valiliği öncülüğünde, İl Sağlık Müdürlüğü, Edirne Şehir Gönüllüleri Vakfı, Edirne Yöresel ve Edirne DSİ Spor Kulübü desteğiyle, meme kanseri farkındalık ayı kapsamında, basketbol dostluk maçı düzenlendi. 
</p><p>Mimar Sinan Spor Salonu’nda düzenlenen etkinlikte; pembe formalarla parkeye çıkan kadınlar, meme kanseriyle mücadele konusunda farkındalık mesajı verirken, konu hakkında dayanışmanın da artması amaçlandı. 
</p><p>Dostluk maçında başlama atışını 1’inci Murat Devlet Hastanesi Başhekimi Zehra Gülsevin Şimşek ile AK Parti İl Başkanı Belgin İba yaptı. Edirne Valisi Yunus Sezer ile İl Sağlık Müdürü İshak Yıldırım da maçı izleyerek kadınlara destek verdi. 
</p><p>‘SPORA NE KADAR YAKIN, KANSERE O KADAR UZAĞIZ’
</p><p>Maç başında, sporcular adına konuşan 1. Murat Devlet Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Melda Canbaz, spora ne kadar yakın olunursa, kansere o kadar uzak olunacağını belirterek, “Bugün bu sahada olmamızın bir nedeni var. Spora ne kadar yakın kansere o kadar uzağız. Biz kadınlar sadece poliklinikte değil sahada da varız. 
</p><p>Hem basketbol oynuyoruz, hem farkındalık yaratıyoruz. Formamız pembe ama mesajımız net. Sağlıklı kadın hareket eden kadındır. Bugün sahadayız; top bizde, oyun bizde, sağlık için paslaşıyoruz” dedi. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/EDIRNE%E2%80%99DE-KADINLARDAN-MEME-KANSERINE-FA_968419_287620.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/EDIRNE%E2%80%99DE-KADINLARDAN-MEME-KANSERINE-FA_968418_287620.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/EDIRNE%E2%80%99DE-KADINLARDAN-MEME-KANSERINE-FA_968417_287620.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/EDIRNE%E2%80%99DE-KADINLARDAN-MEME-KANSERINE-FA_968414_287620.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Oct 2025 01:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/10/kadinlardan-meme-kanserine-farkindalik-icin-basketbol-maci-1760739117.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Taşınabilir kulak temizleme kiti geliştirdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/tasinabilir-kulak-temizleme-kiti-gelistirdi-2057</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/tasinabilir-kulak-temizleme-kiti-gelistirdi-2057</guid>
                <description><![CDATA[Edirne’de Ar-Ge firması kurucusu, kimya uzmanı Ümit Demir (39), her yıl yaklaşık 10 milyon kişinin hastaneye başvurduğu buşona (kulak kiri) çözüm amaçlı, taşınabilen temizlik kiti geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<figure class="image"><img src="/images/files/HEKIMLERIN-IS-GUCUNU-AZALTMA-HEDEFIYLE-_955719_283819.jpg"></figure><p>Kentte, Ar-Ge sektöründe çalışan Ümit Demir, Trakya Üniversitesi Ayşekadın Yerleşkesi’ndeki Teknopark bünyesinde kurduğu firmada, halk arasında sıkça rastlanan buşona çözüm amaçlı ürün geliştirdi. Bir süredir ürün üzerinde çalışıp son halini verdiğini anlatan Demir, hastaların doktora gidip işlem yaptırmak yerine bu sayede evlerinde veya istediği yerde ürünü kullanabileceğini söyledi. 
</p><p>Demir, “Bilimsel adıyla buşon veya serumen, halk tabiriyleyse kulak kiri dediğimiz temel bir halk sağlığı sorunu rahatsızlığı vardır. Ülkemizde yaklaşık 10 milyon birey bu rahatsızlık nedeniyle kulak burun boğaz hekimlerine başvurmaktadırlar. Bu da ciddi bir polikliniklerde yoğunluk ve hekimlerin iş yükünü arttıracak bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkmaktadır. 
</p><p>Kulak kiri rahatsızlığı sosyoekonomik ve her yaş grubunda homojen olarak görülen temel bir halk sağlığı sorunudur. Çevresel etmenler, epital doku artıkları, vücut salgılarının bir arada birleşerek katılaşması sonucunda kulak içerisinde olan kitlesel bir yapıdır. Bu kitle kulağımızda biriktiği sürece duyma yani işitme yetimizde azalmaya neden oluyor. Bu da temel bir gündelik hayatın aksamasına neden oluyor” dedi.
</p><p>‘TOPLUMDA YÜKSEK MİKTARDA GÖRÜLEN BİR RAHATSIZLIK’
</p><p>Kulak kiri kaynaklı rahatsızlıklarda hekimlerin klasik yöntemlere başvurduklarını anlatan Demir, “Bu rahatsızlığın tedavisi ve klasik bir yöntem olarak hekimlerin uygulamış olduğu lavaj, aspirasyon ve kürek aracılığıyla çıkarma işlemleridir. Bunlar hekimler için iş gücü ve zaman kaybına neden olur. 
</p><p>Aynı zamanda hastalar için de bu sorun teşkil etmektedir. Ciddi bir sağlık sistemine de eş olarak yük bindirmekte. Her yıl 10 milyon birey bu rahatsızlıktan dolayı hastanelere başvurmaktadır. Ülkemizde olduğu gibi yurt dışında da bu rahatsızlık yüksek miktarda toplumlarda görülen bir rahatsızlıktır. Ortalama olarak toplumda yüzde 10 ve 12 civarında görülen bir epidemolojik bir rahatsızlıktır. 
</p><p>Temel kronik bir rahatsızlıktır. Bizim geliştirmiş olduğumuz ürün patentli ve muadili olmayan ve bu alanda temel bir altın standart haline gelebilecek bir üründür. Bu alanda yapmış olduğumuz buluşla temel halk sağlığı sorununa etkin, güvenli ve sürdürülebilir tedavi ürünü sunmanın haklı gururunu yaşamaktayız” diye konuştu.
</p><p>Vatandaşların, temizlik kitini istediği zaman, istediği yerde kullanabileceğini dile getiren Demir, “Bu kapsamda hekimlerimizin iş yükünü azaltan ve tedavi protokollerini güçlendiren bir ürün geliştirdik. Aynı zamanda insanların temel yaşam fonksiyonlarının daha kaliteli bir şekilde sürdürmesini, kolay pratik bir sağlık hizmetine ulaşabilmesini sağlayacak bir ürün geliştirerek patentini aldık. Aynı zamanda piyasada ürünümüzü online sistemler üzerinden, herkesin kolay ve istediği zaman satın alabileceği şekilde takdim etmiş bulunmaktayız. 
</p><p>Bireyler bunu istediği zaman, istediği yerde rahatlıkla, kolayca kullanılabilir. Yapmaları gereken tek şey basit bir lavabo veya banyo ortamında kulaklarını kolayca temizleyebilme ve güvenli bir şekilde sürdürülebilir tedavi hizmetine ulaşmalarıdır” ifadelerini kullandı.
</p><p>Ürünün doktorların iş yükünü de azalttığını belirten Demir, “Hekimlerin klasik tedavi uygulamalarının yaratmış olduğu onlara iş gücü ve zaman kaybını ortadan kaldırıp, bu alandaki yenilikçi bir tedavi ürünü olarak hizmete sunmayı hedeflemekteyiz. Bu alanda yeni bir tedavi altın standardı oluşturmakta. 
</p><p>Hekime başvuru sürecinde yaşanan ekonomik kaybı da ortadan kaldırmaktadır. Çünkü hekime başvurmak için iş yerinden çalışan insanlar izin alması gerekir. Veya ek damlalar kullanması gerekir. Bunlar ikinci, üçüncül masraflara neden olmakta” dedi. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/HEKIMLERIN-IS-GUCUNU-AZALTMA-HEDEFIYLE-_955715_283819.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/HEKIMLERIN-IS-GUCUNU-AZALTMA-HEDEFIYLE-_955714_283819.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 13:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/10/tasinabilir-kulak-temizleme-kiti-gelistirdi-1760179787.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyükşehirden onkoloji hastalarına ücretsiz ulaşım desteği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/buyuksehirden-onkoloji-hastalarina-ucretsiz-ulasim-destegi-1967</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/buyuksehirden-onkoloji-hastalarina-ucretsiz-ulasim-destegi-1967</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, il genelinde kanser tedavisi gören vatandaşlar için hayati önem taşıyan ‘Ücretsiz Hasta Ulaşım Hizmeti’ni başlattı. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık İşleri Şube Müdürlüğü koordinesinde 4 özel araçla verilecek hizmetten, 11 ilçedeki tüm onkoloji hastaları yararlanabilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, toplumsal sorumluluk bilinciyle hayata geçirdiği projelere bir yenisini daha ekledi. Kanser tedavisi gören ve il genelindeki onkoloji merkezlerine ulaşımda güçlük çeken vatandaşlar için yola çıkan kurum, ücretsiz ulaşım hizmeti ile hastaların ve ailelerinin yanında olacak. Kanser tedavisi gören hastaların tedavi sürecinde hastaneye gidiş gelişlerini sağlamak amacıyla tahsis edilen onkoloji servis araçları ile nakil işlemleri gerçekleştirilecek. Bu uygulama ile hassas tedavi süreçlerindeki vatandaşların toplu taşıma kaynaklı risklerden korunması ve "Şifa Yolunda Birlikte" ilkesiyle hareket edilmesi hedefleniyor.
</p><p>CANDAN BAŞKAN: “YURTTAŞLARIMIZIN HAYATINI BİR NEBZE OLSUN KOLAYLAŞTIRMAK EN BÜYÜK GÖREVİMİZ”
</p><p>Konuyla ilgili bir açıklama yapan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, "En zor zamanlarında vatandaşlarımızın yanında olmak, onların hayatını bir nebze olsun kolaylaştırmak en büyük görevimiz. Tedavi sürecindeki yorgunluklarına bir de ulaşım stresi ve yol masrafı eklenmesin diye bu hizmeti başlattık. Amacımız, tüm vatandaşlarımıza sağlıklı bir gelecek sunmak için çalışırken, bu zorlu süreçte onlara destek olmak. Hastalarımızın yalnız olmadıklarını hissettirmek ve onlara moral olmak bizim için çok değerli. Büyükşehir Belediyesi olarak, sağlık konusunda her vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
</p><p>NASIL YARARLANILIR?
</p><p>Hafta içi hizmet verecek olan 4 araçlık filo ile hastalar, evlerinden alınarak tedavi gördükleri hastanelere ulaştırılacak ve tedavileri sonrasında tekrar evlerine bırakılacak. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların 0850 459 33 59 numaralı hattı veya ALO 153 Candan Çözüm Merkezi’ni aramaları yeterli olacak.
</p><p>HİZMETİN KAPSAMI
</p><p>Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde yürütülecek proje kapsamında hizmet, Tekirdağ'ın 11 ilçesinin tamamını kapsıyor. Ulaşım, il genelindeki tüm onkoloji merkezleri ve hastanelere sağlanacak. Bu uygulama ile Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, kanser tedavisi gören vatandaşların zorlu süreçlerinde yaşadıkları ulaşım engelini ortadan kaldırmayı, tedavilerine düzenli devam edebilmelerini kolaylaştırmayı ve bu süreçte onların yanında olmayı hedefliyor.
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Oct 2025 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/10/buyuksehirden-onkoloji-hastalarina-ucretsiz-ulasim-destegi-1759308051.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kafes hayvanları ölünce un kurdu ve bitkiden ‘şifa tesisi’ kurdu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kafes-hayvanlari-olunce-un-kurdu-ve-bitkiden-sifa-tesisi-kurdu-1881</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kafes-hayvanlari-olunce-un-kurdu-ve-bitkiden-sifa-tesisi-kurdu-1881</guid>
                <description><![CDATA[Havsa'da, yaşayan Simay Gün (26), kafeste baktığı hayvanlarını yanlış antibiyotik ve kimyasal kullanımı nedeniyle kaybedince, doğal yollarla tedavi ve beslenmelerini sağlamak için tesis kurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img src="/images/files/KAFES-HAYVANLARI-OLUNCE-UN-KURDU-VE-BITK_921862_273926.jpg"></p><p>Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Radyoterapi Bölümü mezunu Simay Gün, 6 yıl önce kafes kuşları ve kümes hayvanlarına merak salarak, süs tavuğu bakmaya başladı. Bu süreçte tavuklarından çıkan civcivleri yanlış antibiyotik ve kimyasal kullanımı nedeniyle kaybeden Gün, yaptığı araştırmalarda bazı bitkilerin doğal yollarla hastalıklara iyi geldiğini gördü.&nbsp;</p><p>Hayvanlarına edindiği bu bitkilerden karışımları veren Gün, ardından doğal beslenmeleri için un kurdu üretmeye karar verdi. Zamanla işlerini geliştiren Gün, evinde kurduğu tesisinde hem ilaç karışımı yapıp hem de un kurdu üretmeye başladı. 
</p><p>'ÖLÜMLER YAŞANINCA DOĞAL ÜRÜNLERE YÖNELDİM'
</p><p>Gün, 6 yıl süs tavukçuluğu yaptığını belirterek, "Kuzenimin kanatlı hayvan beslemesiyle bu meraka başladım. 20-25 çeşit hayvan gördüm. 6 yıldır da süs tavukçuluğu yapıyorum. Kuluçka makinesinden çıkan civcivlerde ölümler yaşanınca doğal ürünlere yöneldim. Sonrasında bitkilerin hangi rahatsızlıklara iyi geldiğini araştırarak, 20 çeşit ürün geliştirdim. Daha sonra göz hastalıkları için 15 bitkiden elde ettiğim bir damla ürettim. Bunların yanında doğal bir yem olan un kurdu da yetiştirmeye başladım" dedi. 
</p><p>'ÜÇ DÖRT AYDA SATIŞ BOYUTUNA GELİYORLAR'
</p><p>Ayda 2-3 kilo un kurdu yetiştirebildiğini ve protein açısından oldukça zengin olduklarını vurgulayan Gün, "Üç-dört ay süren bir süreç sonunda satış boyutuna geliyorlar. Şu an Türkiye geneline kargo ile gönderim yapıyoruz. Bitkisel ürünler de bağışıklığı güçlendirmede, yumurta verimini artırmada ve hayvanlardaki solunum rahatsızlıklarına karşı doğal destek olarak kullanılabiliyor. 
</p><p>Göz hastalıklarında da hem içten hem dıştan tedavi amaçlı uyguluyoruz. Haftalık olarak 200-250 kilogram civarında talep geliyor. Daha fazla talep olduğu için daha fazla üretim yapmayı da düşünüyorum açıkçası. Şu an için taleplere yetişiyorum. Kafes kuşu bakanlar, kümes hayvanları bakanlar, sürüngen bakanlar ve akvaryum balıkçılığında özellikle tercih ediliyorlar" diye konuştu. 
</p><p>Gün, kurtların gübresinin de tarımda değerlendirilebildiğini söyledi. (DHA)</p><p><img src="/images/files/KAFES-HAYVANLARI-OLUNCE-UN-KURDU-VE-BITK_921876_273926.jpg"><img src="/images/files/KAFES-HAYVANLARI-OLUNCE-UN-KURDU-VE-BITK_921863_273926.jpg">
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Sep 2025 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/09/kafes-hayvanlari-olunce-un-kurdu-ve-bitkiden-sifa-tesisi-kurdu-1758367204.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Memişoğlu, SMA ilacı ve etkin maddesinin üretileceği Ar-Ge Merkezi’ni açtı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/bakan-memisoglu-sma-ilaci-ve-etkin-maddesinin-uretilecegi-ar-ge-merkezini-acti-1877</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/bakan-memisoglu-sma-ilaci-ve-etkin-maddesinin-uretilecegi-ar-ge-merkezini-acti-1877</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><p>
</p><p><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921818_273908.jpg"></p><p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun katılımıyla Tekirdağ’ın Ergene ilçesinde yerli ilaç üreticisi Polifarma tarafından Spinal Musküler Atrofi (SMA) hastalığı başta olmak üzere nadir ve genetik hastalıkların tedavisine yönelik ilaç ve etkin maddenin geliştirileceği Ar-Ge merkezi açıldı. 
</p><p>Bakan Memişoğlu, “Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu merkez sadece bir bina ya da teknik bir tesis değil, bu topraklara, bu millete ve bu ülkenin potansiyeline gönülden inanan bir vizyonun vücut bulmuş halidir. Biz sağlık hizmetini bir hak, tedaviyi bir sorumluluk, ilaç üretimini ise bir egemenlik meselesi olarak görüyoruz” dedi. 
</p><p>
</p><p>Yaklaşık 40 yıldır sağlık sektöründe hizmet veren ilaç üreticisi Polifarma, Türkiye’nin en kapsamlı Ar-Ge merkezini Ergene’de hizmete açtı. 
</p><p>11 bin 233 metrekare alan üzerinde inşa edilen, SMA başta olmak üzere farklı nadir hastalıkların tedavisine yönelik ilaç ve etkin madde üretimine odaklanacak merkezin açılışı Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu tarafından yapıldı. Açılış töreninde Bakan Memişoğlu’nun yanı sıra Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Gökhan Diktaç, Ergene Belediye Başkanı Müge Yıldız Topak, Polifarma Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Süleyman Kumrulu, Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu ile çok sayıda davetli katıldı. 
</p><p>‘KENDİ İNSAN GÜCÜYLE GELECEĞİ ŞEKİLLENDİREN SAĞLIK EKOSİSTEMİ KURMA GAYRETİ İÇİNDEYİZ
</p><p>’Törende konuşan Sağlık Bakanı Memişoğlu, sağlık alanında yerli üretim ve inovasyonun öncelikli hedeflerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Bu toprakla binlerce yıldır yalnızca medeniyetlerin değil, ilmi, hikmetin ve şifanın da merkezi olmuştur. Kadim Anadolu irfanıyla yoğrulmuş bu topraklarda bugün geçmişten geleceğe uzanan bir vizyonun, bilimle yoğrulmuş bir emeğin ve inançla örülmüş bir idealin meyvesini birlikte görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kararlılıkla hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı vizyonunun en temel kaynaklarından biri hiç koşulsuz ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’dır. Bu vizyon yalnızca daha fazla sağlık hizmeti sunmayı değil, aynı zamanda üreten, kendi teknolojisini geliştiren ve küresel düzeyde rekabet gücünü arttıran bir sağlık sisteminin inşasını hedeflemektedir. 
</p><p>İşte bu stratejik yolculuğun temelinde Sağlık Bakanlığı olarak hayata geçirdiğimiz koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeli yer almaktadır. Bu model, bireyin ailenin ve toplumun sağlığını koruyucu önleyici yaklaşımlar kadar, yenilikçi üretim altyapılarını, bilimsel araştırmayı, Ar-Ge odaklı çözüm geliştirmeyi ve yerli milli teknolojiyle büyümeyi esas almaktadır. Bu modelin en önemli ayaklarından birini de hiç şüphesiz üreten sağlık vizyonumuz oluşturmaktadır. 
</p><p>Bu vizyonla biz sadece hastalıkları tedavi eden bir sistem değil, aynı zamanda ilaç ve tıbbi cihazların kendini geliştiren, genetik biyoteknolojik ve moleküler alanlarda inovasyon üreten, bilimsel Ar-Ge kapasitesini teknolojiyle buluşturan, kendi insan gücüyle geleceği şekillendiren bir sağlık ekosistemi kurmanın gayreti içindeyiz” dedi.
</p><p>‘SAĞLIKTA TAM BAĞIMSIZLIK ÜRETMEK VE İHRAÇ ETMEKLE MÜMKÜN’
</p><p>Göreve geldikleri andan itibaren Türkiye’nin sağlıkta bilimsel kapasitesini geliştirmek için kolları sıvadıklarını söyleyen Memişoğlu, “Ar-Ge ve inovasyon ekosistemimizin kalbinde yer alan Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’nı yeniden yapılandırarak bu sürecin hem stratejik beyni hem de sahadaki lokomotifi haline getirdik.
</p><p>Bugün TÜSEB; kamu, özel sektör ve akademi arasında güçlü bağlar kuran, güdümlü projelerle yerli çözümler geliştiren, genç bilim insanını destekleyen ve ülkemizin küresel sağlık pazarındaki yetkinliğini arttıran bir yapıya kavuşmuştur.
</p><p>Biz bu süreci sadece bakanlık politikası olarak değil, bir milli sorumluluk, bir gelecek inşası olarak görüyoruz. Şuna inanıyoruz; sağlıkta tam bağımsızlık sadece hizmet sunmakla değil, üretmekle, geliştirmekle, paylaşmakla ve ihraç etmekle mümkündür. Bu inançla yürüdüğümüz bu yolda, bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Polifarma Ar-Ge merkezi gibi yatırımlar işte bu büyük hedefin taşıyıcı sütunlarıdır” diye konuştu. 
</p><p>‘BİR VİZYONUN VÜCUT BULMUŞ HALİ’
</p><p>Bakan Memişoğlu, açılış yapılan Ar-Ge merkezinin bir vizyonun vücut bulmuş hali olduğunu belirterek, “Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu merkez sadece bir bina ya da teknik bir tesis değil, bu topraklara, bu millete ve bu ülkenin potansiyeline gönülden inanan bir vizyonun vücut bulmuş halidir. Bu anlamlı yatırım, uzun soluklu bir inancın, dilin ve teknolojiye duyulan güvenin ve ülkemizin sağlıktaki bağımsızlığına verilen stratejik bir desteğin somut ifadesidir. Bu vizyoner yaklaşımı ortaya koyan Polifarma ailesini yürekten tebrik ediyorum. 
</p><p>Kendileri yalnızca ilaç üretmiyor, aynı zamanda geleceğin bilim insanlığına alan açıyor, bilgiye dayalı üretim kültürünü ve Türkiye’nin sağlıkta küresel rekabetçiliğine yatırım yapıyor. Bu merkez genç araştırmacılarımızın yetişeceği, yenilikçi moleküllerin geliştirileceği, nadir hastalıklar için yerli çözümlerin üretileceği çok yönlü bir Ar-Ge üssüdür. Sadece üretim değil, öğrenme, geliştirme, birlikte inşa etme anlayışıyla hareket eden, insan odaklı sistemin kalbidir” ifadelerini kullandı. &nbsp;
</p><p>‘İLAÇ ÜRETİMİNİ EGEMENLİK MESELESİ OLARAK GÖRÜYORUZ’
</p><p>Merkezdeki, Türkiye’nin ilk SMA ilacına ve etkin maddesine yönelik yürütülecek geliştirme faaliyetlerinin önemine dikkat çeken Memişoğlu, “Hiç koşulsuz burada yürütülecek en önemli çalışmalardan biri de Türkiye’nin ilk SMA ilacına ve etkin maddesine yönelik geliştirme faaliyetleridir. 
</p><p>Bu adım, üreten sağlık vizyonumuzun sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani ve vicdani boyutunu da açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü biz sağlık hizmetini bir hak, tedaviyi bir sorumluluk, ilaç üretimini ise bir egemenlik meselesi olarak görüyoruz. Her bir vatandaşımızın hayatına dokunan çözümleri artık dışardan beklemiyoruz, kendi bilim insanlarımızla, kendi teknoloji kapasitemizle geliştiriyoruz” dedi.
</p><p>‘SAĞLIK YÜZYILININ ÜRETİMLE TAÇLANDIĞI BİR ANA TANIKLIK EDİYORUZ’
</p><p>Tesisin, bölgeye ve insanlığa fayda sağlayacak bir merkez haline geleceğine inandıklarını belirten Bakan Memişoğlu, “Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu merkez yalnızca ülkemizin ihtiyacını karşılamayacak. Aynı zamanda uluslararası pazarlara açılacak yerli ve milli çözümlerimizi küresel taleple buluşturacaktır. 
</p><p>Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’nın üretimle taçlandığı, bilimin tesisleştiği, şifanın yeniden vücut bulduğu bir ana tanıklık ediyoruz. Bu tesisin sadece ülkemize değil, bölgesine ve insanlığa fayda sağlayacak bir bilgi ve üretim tesisi haline geleceğine olan inancımız tamdır. Bu merkezin hayata geçmesinde büyük emek ve vizyon ortaya koyan Polifarma ailesine, değerli yönetim kurulu üyelerine, mühendislerine, bilim insanlarına ve alın teri döken tüm emekçilerine gönülden teşekkür ediyorum” diye konuştu.
</p><p>‘İLAÇ SANAYİMİZLE ÖVÜNÜYORUZ’
</p><p>Tekirdağ Valisi Recep Soytürk de açılan Ar-Ge merkezindeki çalışmaların çok kıymetli olduğuna vurgu yaparak, şunları söyledi:”İlimizde 3 bin 390 tane sanayi tescilli firmamız var. Bunların 23’ü ilaç sanayi. Bunların 8’inin de Ar-Ge’si var. Onlardan bir tanesi de Polifarma. 
</p><p>Yıllık yaklaşık 250 milyon dolarlık bir ihracata sahipler. Dolayısıyla biz ilaç sanayimizle övünüyoruz, özellikle Polifarma firmasıyla da, son zamanlarda yaptıkları önemli çalışmalar hakkında da övünüyoruz. Öyle bir ürün üretiyorsunuz ki, ithal ettiğiniz bir ürünü yerli olarak yapıyoruz hem Türkiye’de kullanacağız hem ihraç edeceğiz. Yani cari açığı kapatacağız. O yüzden bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.” 
</p><p>‘ÇOK ÖNEMLİ BİR ŞEYİ BAŞARDIK’
</p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Süleyman Kumrulu, dünyada ilacın etkin maddesini üreten ikinci firma olduklarını belirterek, “Biz aslında burada çok önemli bir şeyi başardık. Bütün dünyada belki ilacın etkin maddesini üreten ikinci firmayız şu anda. Diğer firmalardan çok daha öndeyiz. Dolayısıyla tabi ki ürünün klinik çalışmalarına şu anda başlıyoruz. Sonrasında ruhsatlandırma süreci devam edecek. Bu zannediyorum 1 buçuk ile 2 yıl arasında bir zaman alacak. Aynı zamanda bu ürün 2030 yılına kadar da patentli. Ama klinik araştırmalar çerçevesinde de ürünün kullanımına yavaş yavaş başlanacak” dedi.
</p><p>‘DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMIŞ BULUNUYORUZ’
</p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu da sürecin 7 yıl öncesine dayandığını söyledi. Kumrulu, “Aslında bu 7 yıl evvel başlayan bir hikaye. Evet anneler ağlamayacak. Buradaki belki de en büyük pay benim bir anne oluşum, aynı zamanda bir bilim insanı olmamdan kaynaklanıyor. 
</p><p>7 yıllık süren bir serüven. Bu çıktı bir eksi de olabilirdi ama en heyecan verici yanı, nadir hastalıklarda gene bağlı etken maddenin sentezi. Burada en anahtar kelime bu. Türkiye, bu anlamda ilaç etken maddesi üretimi anlamında zayıf kasları olan bir ülke. Dolayısıyla bizim bu projemizle, bundan sonra gen hastalıklarının tamamlayıcısı olan farklı diğer nadir hastalıklarda da altyapı platformu kurulmuş oluyor. 
</p><p>Çünkü çok teknik olmamakla beraber antisens oligonükleotid üretim platformu kurduk burada. Bu ne demek? Genlere bağlı nadir ya da yetim ürünlerde, nadir hastalıklarda kullanılacak ilacın etken maddesinin sentezi, beraberinde de bitmiş ürün de yine bu binada çıkaracağız. O yüzden çok mutluyum. İlacın bu anlamda dışa bağımlılığını da azaltmış bulunuyoruz. 80’e yakın da bilim insanıyla, akademisyenlerle çalışmalarımız devam ediyor” diye konuştu. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/5(10).jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/TEKIRDAG--BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-_921595_273851.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921650_273863.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921757_273886.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921755_273886.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921760_273886.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921659_273863.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921814_273908.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/BAKAN-MEMISOGLU-SMA-ILACI-VE-ETKIN-MADD_921819_273908.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Sep 2025 18:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/09/bakan-memisoglu-sma-ilaci-ve-etkin-maddesinin-uretilecegi-ar-ge-merkezini-acti-1758294532.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Halk Sağlığı Haftası’ yürüyüşü gerçekleştirildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/halk-sagligi-haftasi-yuruyusu-gerceklestirildi-1773</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/halk-sagligi-haftasi-yuruyusu-gerceklestirildi-1773</guid>
                <description><![CDATA[Süleymanpaşa'da, Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla yürüyüş gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901283_267786.jpg"></p><p>Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı öncülüğünde düzenlenen etkinlikte katılımcılar Tekirdağ Yelken Kulübü önünde toplandı.
</p><p>Yürüyüşe, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan, Halk Sağlığı Başkanı Hacı Bayram, İl Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı ile Yeşilay, İl Sağlık Müdürlüğü çalışanları ve Tekirdağ Motorcular Grubu da destek verdi. Motorcular, motorlarına bağladıkları mor balonlarla Barış ve Özgürlük Parkı’na kadar sürüş yaparken, diğer katılımcılar bando eşliğinde sahil dolgu alanında yürüyüş gerçekleştirdi. 
</p><p>Tekirdağ Halk Sağlığı Başkanı Hacı Bayram, haftanın 3-9 Eylül tarihleri arasında tüm Türkiye’de kutlandığını belirterek, “Aynı zamanda Tekirdağ’da 11 ilçemizde de coşkulu bir şekilde kutluyoruz. Bugün yapmış olduğumuz kutlamada aslında şunu hedefliyoruz. Sağlıklı yaşam kültürünü bir vesile ile vatandaşlarımızın kazanmasını. Yani bir kültür haline getirilmesini arzu ediyoruz dedi.
</p><p>Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı, yürüyüşün örnek teşkil ettiğini belirterek, “Biz de destek veriyoruz. Çok ciddi bir kalabalık var, önemli olan halkımızın sağlığı” dedi.
</p><p>Tekirdağ Motorcular Grubu Başkanı Esin Çarşambalı, Yeşilay ile birlikte organizasyon düzenlediklerini söyledi. Çarşambalı, “Sağlık için sürüyoruz, burada farkındalık yaratmak için. Çok sayıda motorcu üyemiz burada. Herkese sağlıklı günler diliyoruz” ifadelerini kullandı.
</p><p>Grup kurucusu Büşra Çoban ise, “Tekirdağ Motorcular gurubu olarak böyle farkındalık etkinliklerine katılıyoruz. Halkımıza farkındalık yaratmak istiyoruz. Hafta nedeniyle sürüş yapıyoruz. Herkesi bilgilendirmek amacımız, katılan tüm motorcu dostlarımıza teşekkür ediyoruz” diye konuştu. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901284_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901287_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901285_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901286_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901282_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901280_267786.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/---TEKIRDAGDA-HALK-SAGLIGI-HAFTASI-YU_901279_267786.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Sep 2025 22:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/09/halk-sagligi-haftasi-yuruyusu-gerceklestirildi-1757188129.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Destici, “Batı Trakya Türklüğü yalnız değildir”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/destici-bati-trakya-turklugu-yalniz-degildir-1397</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/destici-bati-trakya-turklugu-yalniz-degildir-1397</guid>
                <description><![CDATA[Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Batı Trakya’da Türk soydaşlara karşı halen asimilasyon politikaları uygulandığını belirterek, “Batı Trakya Türklüğü asla yalnız değildir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><p>
</p><p>
</p><p>
</p><p><img src="/images/files/DESTICI-BATI-TRAKYA-TURKLUGU-YALNIZ-DEG_834112_247175.jpg"></p><p>BBP Genel Başkanı Destici, partisinin Edirne İl Başkanlığı binasının açılışını yapmak üzere kente geldi. 
</p><p>Kentin, Çavuşbey Mahallesi’ndeki parti binasına gelerek açılışı yapan Destici, burada basın mensuplarıyla buluştu. Edirne İl Başkanı Yalçın Yiğit ve yönetiminin de eşlik ettiği Destici, Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi’nin (DEB) kurucu Genel Başkanı Dr. Sadık Ahmet’in 30’uncu ölüm yıl dönümü için gittiği Batı Trakya’daki temaslarına değindi. 
</p><p>Destici, “Biz zaten her yıl Doktor Sadık Ahmet’in vefat yıl dönümü programlarına eksiksiz bir şekilde katılan belki de tek siyasi partiyiz, Büyük Birlik Partisi olarak. Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkanımız döneminde de böyleydi. Ondan sonra benim dönemimde de hep böyle gerçekleşti. 
</p><p>Ben tekrar merhum Sadık Ahmet’i rahmetle, minnetle ve şükranla yad ediyorum. Bir kez daha ailesine, sevenlerine, yakınlarına, Batı Trakya Türklüğüne ve tüm Türk dünyasına başsağlığı ve sabır diliyorum” dedi.
</p><p>‘ASİMİLASYON YAPILIYOR’
</p><p>Bölgede Yunanistan’ın, Türk soydaşlara zulüm derecesine varan baskıları olduğunu belirten Destici, “Hem Lozan’dan kaynaklanan hem uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan Avrupa Birliği müktesabatlarından kaynaklanan ve Türkiye ile Yunanistan ikili anlaşmalarından kaynaklanan baskılar var. Bu tür azınlık haklarıyla ilgili düzenlemelere maalesef riayet etmiyorlar. 
</p><p>Orada her geçen gün Türk okulları kapatılıyor, azalıyor. Türk öğrenciler başka şehirlerde okumaya adeta zorlanıyor. Yani bir asimilasyon yapılıyor. Ya kaçırtmaya çalışıyorlar ya asimilasyon yapılıyor. Tabii nüfusun azalışından da bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Ama orada da ifade ettim; artık daha güçlü, daha büyük bir Türkiye var.
</p><p>Türklerin yeryüzündeki soydaşlarımızın, kardeşlerimizin başına bela olmaya çalışanlara elbette ki daha büyük belalar açabilecek ve onlara hadlerini bildirecek ve Batı Trakya’da, Suriye’de, Irak’ta, yani dünyanın neresinde olursa olsun kendi vatandaşına, soydaşına sahip çıkacak bir Türkiye var. Onun için de gururluyuz, mutluyuz” diye konuştu.
</p><p>‘BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜ YALNIZ DEĞİLDİR’
</p><p>Batı Trakya’daki soydaşların ekonomik olarak da sıkıntılar yaşadıklarını anlatan Destici, “Tabii ekonomik olarak da sıkıntıları var. Yunanistan tabii ekonomisi rahat bir ülke değil ama bizim vatandaşlarımızın ekonomik olarak da gelişmesini istemiyorlar, iş kurmalarına kolay kolay müsaade etmiyorlar. 
</p><p>Çiftçilik yaparken farklı zorluklarla karşılaşıyorlar. Zaten devlet memuriyeti noktasında almıyorlar. En alt seviyede çalıştırıyorlar. Üst seviyelere almıyorlar. Yani böyle bir zulümle, baskıyla karşı karşıyalar. 
</p><p>Ama buna rağmen bütün bu zorluklara rağmen ecdatlarının ruhunu incitmemek adına, kimliklerine yani Türklüklerine ve inançlarına yani İslam’a sahip çıkmak adına büyük fedakarlık gösteriyorlar.
</p><p>Bütün bu eziyetlere, bu yokluğa rağmen orada Türk’ün ve İslam’ın varlığını devam ettiriyorlar. Onun için kendilerine orada teşekkür ettim. Şükranlarımızı sundum. Burada bir kere daha Türkiye’den de ayağımızın tozuyla geldik, kendilerine şükranlarımı sunuyorum. 
</p><p>Batı Trakya Türklüğü asla yalnız değildir ve Batı Trakya Türkleri inşallah önümüzdeki günlerde, yıllarda daha onurlu, daha hürriyetlerine kavuşmuş bir şekilde ve insan haklarının tam olarak uygulandığı, kendi öz vatanları olan Batı Trakya’da daha özgür, daha müreffeh bir hayatı hak ediyorlar ve inşallah bunu da yaşayacaklar” diye konuştu.
</p><p>‘ORMAN YANGINI ŞEHİTLERİMİZ İÇİN BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM’
</p><p>Türkiye’de devam eden orman yangınlarına da değinen Destici, “Orman yangınları maalesef hepimizin yüreklerini yakmaya, ciğerlerini parçalamaya devam ediyor. En son Eskişehir Seyitgazi’de ki ben de Eskişehirliyim maalesef beşi orman işçisi, beşi AKUT görevlisi 10 kahramanımız hayatını kaybetti. Kendilerini bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yad ediyorum. Ailelerine, sevenlerine ve mesai arkadaşlarına ve milletimize de başsağlığı, sabır diliyorum” dedi.
</p><p>‘TRUMP’IN SÖZLERİ BİR BAHANE’
</p><p>Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Hamas’la ilgili sözlerine ilişkin de konuşan Destici, “ABD Başkanı Trump; ‘Hamas anlaşmak istemedi’ demiş. Tabii Hamas neden anlaşmak istemiyor? Bu çok açık ve net; çünkü bir garantisi yok. Esirleri bıraktıktan sonra İsrail’in ne yapacağı konusunda bir garanti yok.
</p><p>İsrail esirleri aldıktan sonra zaten Gazze’ye yerle bir etmiş, 50 binden fazla insanı öldürmüş. Bunun 20 bine yakını çocuk, 20 bine yakın kadın, 19 bini de ihtiyar, masum insanlar. Şimdi anlaşıp esirleri bıraktı diyelim, peki Hamas’ın elinde hangi koz kalacak ondan sonra? Atom bombası atsa kimse kurtaramaz. Kimse bir şey diyemez. 
</p><p>Çünkü ABD arkasında, Avrupa Birliği arkasında, Almanya’sı, Fransa’sı ve maalesef Türkiye hariç ne Arap aleminden ne İslam dünyasından güçlü bir ses de yükselmiyor. Onun için bunu bir bahane olarak görüyorum. Aynen İran’ı bombalarken, Irak’ı bombalarken hangi bahaneler üretmişlerse şimdi bu da farklı bir bahane” ifadelerini kullandı.
</p><p>‘MACRON’UN AÇIKLAMALARI OLUMLU GELİŞME’
</p><p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Filistin devletini eylül ayında tanıyacakları açıklamalarına da değinen Destici, “Olumlu bir haber, olumlu bir gelişme ama eylülü bekleyelim, bakalım gerçekten Macron dediğini yapabilecek mi? Fransa bağımsız Filistin devletini tanıyabilecek mi? Bunu eylül ayında görmek gerekir diye düşünüyorum. Ama olumlu bir gelişme olarak düşünüyorum. 
</p><p>Fransa’nın eylül ayında Filistin’i tanıması demek pek çok dünya devletinin daha Filistin’i tanıması anlamına gelecektir ki, bu da hem Filistin açısından hem de Filistinli mazlum kardeşlerimiz açısından ve insanlık açısından da olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz” dedi.
</p><p>Destici, parti ziyaretinin ardından esnafla bir araya gelerek sohbet etti. (DHA)
</p><figure class="image"><img src="/images/files/DESTICI-BATI-TRAKYA-TURKLUGU-YALNIZ-DEG_834111_247175.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/DESTICI-BATI-TRAKYA-TURKLUGU-YALNIZ-DEG_834114_247175.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 23:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/07/destici-bati-trakya-turklugu-yalniz-degildir-1753474563.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çay ve kahve su ihtiyacını karşılar düşüncesi yanlış</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/cay-ve-kahve-su-ihtiyacini-karsilar-dusuncesi-yanlis-1288</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/cay-ve-kahve-su-ihtiyacini-karsilar-dusuncesi-yanlis-1288</guid>
                <description><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Levent Öztürk, artan su ihtiyacının, çay veya kahveden karşılanabileceği düşüncesinin hatalı olduğunu belirterek su ihtiyacını, su olarak karşılamakta yarar olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TÜ Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, iklim değişikliğiyle birlikte artan hava sıcaklıklarında, vatandaşların özellikle sıcak çarpmasına dikkat etmeleri gerektiğini, 11.00 ile 17.00 saatleri arasında mecbur olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:</p><p>“İklim değişiklikleri özellikle son yıllarda aşırı sıcak havaları da beraberinde getirdi. Bu sıcak havalarda dikkat etmemiz gereken belli noktalar var. Özellikle kalp damar sağlığını tehdit eden durumlar ortaya çıkabilir.</p><p>Bizim sıcak çarpması dediğimiz klinik durum genelde vücudumuzun iç sıcaklığının 40,5 derecelerin üzerine çıkmasında görülür. O nedenle havalar özellikle 40 derece üstüne çıktığında risk de taşır. İlk yapmamız gereken sıcaktan uzak durmak. Yani olabildiğince günün en sıcak saatlerinde bu sabah 11.00 ile akşam üzeri 17.00-18.00 civarı olabilir. Bu saatlerde eğer mecbur değilsek dışarıda açık havada bulunmamak. İkinci yapabileceğimiz şey; vücudumuzun su ihtiyacını yeterince karşılamak ve biraz da fazlasını almak.</p><p>Çünkü sıcak havalarla birlikte terlemeyle, nefes alıp verirken, buharlaşma yoluyla su kaybı fazla oluyor. Bu su kaybı, tansiyon düşüklüklerine neden olabilir. Beraberinde kalp hastalığı da varsa daha acil durumlara da yol açabilir. O nedenle mutlaka yanımızda bir şişe su taşıyarak sıcak çarpmasından korunmak amacıyla suyumuzu düzenli olarak almaya özen göstermeliyiz.”</p><p>‘GENİŞ SİPERLİKLİ ŞAPKA TAKILMALI’</p><p>Prof. Dr. Öztürk, “Üçüncü ve alabileceğimiz önlem kendimizi soğutmak amacıyla suyu püskürterek üfleyen bu parfüm şişelerine benzeyen şişelerden olabilir. Bununla özellikle yüz boyun bölgesine su püskürtmek ince partiküller halinde soğumayı sağlayacaktır. Mutlaka şapka takmamız gerekiyor. Şapkaların mümkünse siperlikleri geniş olmasında yarar var. Bu daha koruyucu olacaktır” dedi.</p><p>UYKU ORTAMI SICAKLIĞINA DİKKAT</p><p>Prof. Dr. Öztürk, uykunun da ortam sıcaklığından doğrudan etkilendiğini belirterek, “İdeal uyku ortamı sıcaklığı, 19-20 derece civarında verilir kitabi olarak. Bizim bazen bu derecelerde tutmamız mümkün olmuyor ama 22 derecenin üstüne çıktığında yatak odası sıcaklığı uyku kalitesi bozulmaya başlıyor. Uykuya dalmakta zorlanabiliriz. Uykuyu sürdürmekte zorlanabiliriz veya 16 derecenin altında düştüğünde soğuk havalarda da uyku kalitesi bozulur. Özellikle yatak odasında klima bulunduran evler için şunu önerebiliriz.</p><p>Klimaları uyku sırasında çalıştırmamakta yarar var. Ya da yatmadan bir saat, bir buçuk saat öncesinde çalıştırıp odanın böylece nemini almasını sağlamakta fayda var. Belirli bir soğuması sağladıktan sonra klimayı kapatıp yatmak. Ama bu idare etmiyorsa oda sıcaklığını 24 derecenin altına da düşürmeden yani klima sıcaklığını 23-24 dereceye ayarlayarak çalıştırmak klimaya bağlı soğuk sıcak dengesizliğine bağlı, hastalanmaların önüne geçecektir” diye konuştu.</p><p>‘BOL KIYAFETLER GİYMEK VÜCUDU RAHATLATACAKTIR’</p><p>Prof . Dr. Öztürk, sıcak havalarda kıyafet seçiminin de doğru yapılması gerektiğine dikkat çekerek, “Vücudumuzun iç sıcaklığı 37 derecedir. Bu vücudun dış katmanlarına doğru azalır. 22 derecelere kadar düşer. Fakat ortam ısındığında kor sıcaklık dediğimiz sıcaklık da içten daha artmaya başlıyor ve özellikle bu kor sıcaklığın 40 derece üstüne çıkması da risk teşkil ediyor. Bunun için pek çok önlem alınabilir. Dışarı çıkarken örneğin açık renkli kıyafetler giymek, ışığı yansıtacağı için bizi rahatlatacaktır. Bir diğeri çok sıkı, vücudumuza yapışan kıyafetler yerine daha bol, içeride hava boşluğu bırakabilen kıyafetler giymek yine rahatlatacaktır.</p><p>Bir diğer dikkat edeceğimiz nokta bu kıyafetin üretildiği tekstil ürünü türü. Yani naylon tarzı kıyafetler biraz daha terlemeyi hapsetmeyeceği için vücudu rahatsız edebilir. Ama pamuklular veya keten tarzında kıyafetler vücudumuzun daha rahat olmasını sağlar. Yani olabildiğince bol rahat havadar ve açık renkli giyim sağlamalıyız” ifadelerini kullandı.</p><p>‘ÇAY VE KAHVE, SU İHTİYACINI KARŞILAMAZ’</p><p>Çay veya kahvenin, vücudun ihtiyaç duyduğu suyu karşılamadığını dile getiren Prof. Dr. Öztürk, “Su alımı çok önemli. Suyumuzu yanımıza taşıyarak sürekli su ihtiyacımızı karşılayacak önlemler almak zorundayız. Genel olarak önerilen ortalama günde iki buçuk, üç litre civarında sudur. Ama bunu çoğumuz karşılayamıyoruz. Su olarak karşılayamıyoruz.</p><p>Bir de bir tabii ki çayı seven bir milletiz. Çay, kahve içtiğimiz zaman bir yerde su ihtiyacımızı karşıladığımızı düşünüyoruz ama bu hatalı bir düşünce. Çünkü çay, kahve gibi içecekler aynı zamanda idrar söktürücü özellik gösterir. Aldığımız kadarını veya daha fazlasını kaybettirebilir bize. O nedenle su ihtiyacını su olarak karşılamakta yarar var. Ama o kadar suyu sevmediğimiz zaman su oranı yüksek olan gıdaları tüketmek de buna katkı sağlar.</p><p>Örneğin salatalık tüketiyorsunuz diyelim. Salatalığın yüzde 90’ı sudur zaten. Bu şekilde gıdalarda su desteği sağlar” diye konuştu. (DHA)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Jul 2025 10:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/07/cay-ve-kahve-su-ihtiyacini-karsilar-dusuncesi-yanlis-1752307148.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2 hasta, Sahil Güvenlik Botu&#039;yla tahliye edildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/2-hasta-sahil-guvenlik-botuyla-tahliye-edildi-1242</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/2-hasta-sahil-guvenlik-botuyla-tahliye-edildi-1242</guid>
                <description><![CDATA[Çanakkale’de, rahatsızlanan 2 hastanın tıbbi tahliyesi, Sahil Güvenlik ekiplerince gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><p>
</p><p>
</p><p><img src="/images/files/CANAKKALEDE-RAHATSIZLANAN-2-KISININ-TIB_802833_237640.jpg"></p><p>Gökçeada'da bugün sabaha karşı kalp krizi tanısı nedeniyle tedavi gören D.H. (57) için Sahil Güvenlik ekiplerine tıbbi tahliye bulunuldu. Talep üzerine 'TCSG-308' Sahil Güvenlik Botu'na alınan D.H., sağlık ekipleri eşliğinde Kabatepe Feribot İskelesi'ne getirildi. 
</p><p>Öte yandan bugün sabaha karşı Bozcaada ilçesinde kafa travması tanısı konulan hasta M.R.T (94) için tıbbi tahliye talebinde bulunuldu. 'TCSG-908' Sahil Güvenlik Botu'na alınan M.R.T., Geyikli Feribot İskelesi'ne getirildi.
</p><p>Bilinçleri açık olan 2 hastada tedavi için ambulansla hastaneye götürüldü. (DHA)</p><p><img src="/images/files/CANAKKALEDE-RAHATSIZLANAN-2-KISININ-TIB_802832_237640.jpg"><img src="/images/files/CANAKKALEDE-RAHATSIZLANAN-2-KISININ-TIB_802834_237640.jpg">
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 10:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/07/2-hasta-sahil-guvenlik-botuyla-tahliye-edildi-1751875689.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ülke genelindeki hayvan pazarları geçici olarak kapatıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/ulke-genelindeki-hayvan-pazarlari-gecici-olarak-kapatildi-1190</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/ulke-genelindeki-hayvan-pazarlari-gecici-olarak-kapatildi-1190</guid>
                <description><![CDATA[Şap hastalığı nedeniyle, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 81 ile gönderilen “acil” kodlu yazı ile ülke genelindeki hayvan pazarlarının tamamı geçici olarak kapatıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, 81 ildeki müdürlüklere "acil" ibareli bir yazı göndererek şap hastalığında yaşanan artış nedeniyle, ülke genelindeki tüm hayvan pazarlarının ikinci bir emre kadar kapatılması talimatı verildi.</p><p>"Acil" kodlu yazıda, Kurban Bayramı nedeniyle ülke genelinde yoğun bir hayvan dolaşımı gerçekleştiği ve salgın niteliği taşıyan şap hastalığında artış gözlemlendiği belirtilerek tespit edilen şap hastalığı noktalarında karantina tedbirleri alındığı, hasta hayvanlardan numuneler toplanılarak sahada eğitim çalışmalarına başlanıldığı dile getirildi.</p><p>Genetik/Antijenik Değişiklik Tespit Edildi</p><p>Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber imzalı açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p><p>“Hasta hayvanlardan alınan numunelerde şap hastalığı etkeni virüsler üzerinde yapılan çalışmalarda genetik/antijenik değişiklikler tespit edilmiştir. Yeni ortaya çıkan bu virüs tiplerine karşı koruyucu aşı üretimi tamamlanmış ve sahada kullanıma başlanmıştır.</p><p>Ancak kısa sürede duyarlı türden tüm çift tırnaklı hayvanların aşılanması mümkün görünmemektedir. Riskli bölgelerde hayvan hareketlerinin kısıtlanmasının aşılamadan daha etkin bir yöntem olduğu tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.</p><p>Bu kapsamda hayvan satış yerlerinde (hayvan pazarı, canlı hayvan borsası, hayvan toplama ve satış merkezi, park ve panayırları), hayvan ve ziyaretçi hareketliliğinin yoğun olması hastalığın yayılımında yüksek risk oluşturacağından iliniz genelinde faaliyet gösteren hayvan satış yerlerinin tamamının ikinci bir emre kadar ivedi bir şekilde kapatılması hususunda gereğini rica ederim.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Jul 2025 15:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/07/ulke-genelindeki-hayvan-pazarlari-gecici-olarak-kapatildi-1751371776.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyükşehirden ücretsiz HPV aşısı uygulaması</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/buyuksehirden-ucretsiz-hpv-asisi-uygulamasi-827</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/buyuksehirden-ucretsiz-hpv-asisi-uygulamasi-827</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, halk sağlığını önceleyen sosyal belediyecilik anlayışıyla, önemli bir sağlık kampanyasını daha hayata geçiriyor. Belediyenin başlattığı ücretsiz HPV (İnsan Papilloma Virüsü) aşısı uygulaması, 9-24 yaş aralığındaki çocukları ve gençleri kapsıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uygulama, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarını kansere karşı koruyucu sağlık hizmetiyle buluşturmayı amaçlıyor.</p><p>Başvurular, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin resmi internet sitesinde açılan özel form aracılığıyla kabul ediliyor:</p><p>BAŞKAN YÜCEER: “SAĞLIK HAKKI BİR AYRICALIK DEĞİL, TEMEL HAKTIR”</p><p>Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:</p><p>“HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türüne karşı bilimsel olarak kanıtlanmış koruyuculuğa sahip bir aşıdır. Tekirdağ’da özellikle sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizlik yaşayan kesimlerin bu hizmetten faydalanmasını sağlamak istiyoruz. Çünkü sağlık hakkı bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Bu nedenle dayanışmayı ve koruyucu sağlık hizmetlerini merkeze alan bu kampanyayı hayata geçirdik.”</p><p>BAŞVURU KOŞULLARI VE ÖNCELİK KRİTERLERİ</p><p>Uygulama kapsamında 9-24 yaş aralığındaki bireyler için başvuru yapılabiliyor. Ancak ilk etapta aşılamalar, gelir durumu düşük olan ve sosyal risk taşıyan ailelerin çocukları öncelenerek gerçekleştirilecek. Başvuru formunda kişisel bilgilerle birlikte gelir beyanına dair bilgiler de talep ediliyor. Belediye, talep etmesi halinde bu bilgilerin belgeyle desteklenmesini isteyebilecek.</p><p>Aşı uygulaması, belirlenen tarihlerde sağlık kurumları işbirliğiyle, belediyeye bağlı sağlık birimlerinde gerçekleştirilecek. Başvuru sahiplerine gerekli bilgilendirme süreci daha sonra bireysel olarak iletilecek.</p><p>HPV NEDİR?</p><p>İnsan Papilloma Virüsü (HPV), hem kadınlarda hem erkeklerde enfeksiyonlara ve bazı kanser türlerine neden olabilen, yaygın bir virüstür. HPV’nin bazı türleri, özellikle rahim ağzı, anüs, penis, ağız ve boğaz kanserleriyle ilişkilidir. HPV virüsü bulaştığında, bağışıklık sistemi çoğu zaman virüsü temizleyebilse de bazı türleri kalıcı enfeksiyona ve kansere yol açabilir.</p><p>HPV AŞISI NEDEN ÖNEMLİ?</p><p>HPV aşısı, bilimsel olarak kanıtlanmış, güvenli ve etkili bir koruyucu sağlık önlemidir.</p><p>Özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında en yüksek koruma sağlar.</p><p>Kız çocukları kadar erkek çocuklarının da aşılanması önerilir.</p><p>Aşı, virüsle karşılaşmadan önce bağışıklık sistemini güçlendirerek koruma sağlar.</p><p>Rahim ağzı kanseri başta olmak üzere HPV kaynaklı birçok kanser türüne karşı koruyucudur.</p><p>DÜNYADA HPV AŞISI</p><p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), HPV aşısının ülkelerin ulusal bağışıklama programlarına dâhil edilmesini tavsiye etmektedir. 2024 itibarıyla dünya genelinde 137 ülke, HPV aşısını ulusal programına almıştır. Avrupa’da ise 30 ülkenin 28’i, hem kız hem erkek çocuklara yönelik yaygın aşılamayı kamu hizmeti olarak sağlamaktadır.</p><p>Türkiye’de ise HPV aşısı henüz ulusal bağışıklama programına dâhil edilmemiş olup ailelerin bireysel çabalarıyla ücretli olarak temin edilmekteydi. Bu bağlamda Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin attığı adım, Türkiye’de öncü bir sosyal politika örneği olarak dikkat çekiyor.</p><p>Bilgi ve Başvuru İçin:</p><p><a href="https://www.tekirdag.bel.tr/basvuru_formu/11">https://www.tekirdag.bel.tr/basvuru_formu/11</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 May 2025 14:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/05/buyuksehirden-ucretsiz-hpv-asisi-uygulamasi-1748350646.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Sağıroğlu’dan doğru planlanmış egzersiz önerisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/prof-dr-sagirogludan-dogru-planlanmis-egzersiz-onerisi-774</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/prof-dr-sagirogludan-dogru-planlanmis-egzersiz-onerisi-774</guid>
                <description><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsa Sağıroğlu, “Doğru planlanmış egzersizler, hipokinetik hastalıklara karşı ilaç gibi etkilidir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Trakya Üniversitesi (TÜ) Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsa Sağıroğlu, obezite, Tip 2 diyabet ve hipertansiyon gibi hipokinetik hastalıklara karşı doğru planlanmış egzersizlerin ilaç gibi etkili olduğunu söyledi. <img src="/images/files/725318.jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Sağıroğlu, "Hipokinetik hastalıklarla mücadelede doğru planlanmış, hedefe yönelik egzersizler bir ilaç gibi, bir tedavi yöntemi gibi etki göstermekte ve hastalığın seyrinde, tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Vatandaşlarımız mutlaka hareket etmeliler. Yani, günde en az 30 dakika yürüyüş gibi basit bir fiziksel aktivite de olsa; yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi aktiviteleri mutlaka yaşamlarının bir parçası olarak görmelidirler" diye konuştu.</p><p class="MsoNormal"><img src="/images/files/725319%20copy.jpg"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">TÜ Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü Başkanı, atletik performans gelişimi ve fitness uzmanı Prof. Dr. İsa Sağıroğlu, giderek artan hareketsiz yaşam tarzının, birçok ciddi sağlık sorununu da beraberinde getirdiğini söyledi. Prof. Dr Sağıroğlu, fiziksel aktivite eksikliğinin nedeniyle obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler ve yüksek tansiyon gibi hipokinetik hastalıkların arttığına dikkat çekerek, düzenli fitness egzersizlerinin hem koruyucu hem de tedavi edici etkisi olduğunu dile getirdi.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Sağıroğlu, "Fitness egzersizleri, insanların özellikle sağlığını koruyucu etkileri göz önünde bulundurulduğunda; kardiyovasküler zindeliğin sağlanması, kassal zindeliğin ve uygunluğun sağlanması, ideal vücut kompozisyonuna ulaşma ve hareketliliğin artırılması gibi bileşenleri göz önünde bulundurulduğunda, hipokinetik hastalıklarla mücadelede en büyük silahlardan biri haline geliyor" dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">'GÜNDE 30 DAKİKA FİZİKSEL AKTİVİTE ÖNEMLİ'<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Sağıroğlu, "En az haftada beş gün, günde 30 dakika olacak şekilde düzenli yapılacak bir fiziksel aktivitenin, bu hipokinetik hastalıklarla mücadelede önemli bir rolü olacaktır. Ancak sadece yürüyüş ya da bisiklet gibi egzersizler değil; bunun yanında, haftada iki gün ağırlık kaldırma, vücut ağırlığı da olsa direnç egzersizlerinin programına eklenmesi gerekiyor. Tabii bu boyutta, eğer bir fitness profesyonelinden yardım alınacaksa, çok daha etkili sonuçlar elde edilebileceği görülmektedir" diye konuştu.</p><figure class="image"><img src="/images/files/725323%20copy.jpg"></figure><p class="MsoNormal"><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Prof. Dr. Sağıroğlu, "Düzenli fitness egzersizlerinin iki tane rolü var; Birincisi hastalıkları önlemedeki etkisi, diğeri de hastalıklarla mücadelede bir tedavi yöntemi olarak kullanılması. Şimdi, öncelikle etkiye baktığımızda, hastalıkların oluşmasını engellemede hipokinetik hastalıkların en büyük nedeni ne dedik; Fiziksel aktivite yetersizliği. İşte düzenli yapılan, belirli bir amaca yönelik, düzenlenmiş, programlanmış fiziksel aktiviteler ki bunlara egzersiz adını veriyoruz, fitness egzersizleri, birinci aşamada hastalıkların önlenmesini sağlıyor.&nbsp;<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">İkinci aşamadaysa, hipokinetik hastalıkları mevcut olan bireyler Tip 2 diyabet olabilir, obezite olabilir, koroner arter hastalıkları olabilir– bunlarla mücadelede doğru planlanmış, hedefe yönelik egzersizler bir ilaç gibi, bir tedavi yöntemi gibi etki göstermekte ve hastalığın seyrinde, tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır" diye konuştu.</p><p class="MsoNormal">'HEKİM KONTROLÜNDE VE GÖZETİMİNDE YAPILMALI'<o:p></o:p><o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Özellikle hipokinetik hastalığı olan bireylerde, egersizlerin doktorun işbirliğiyle yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Sağıroğlu, "Özellikle hasta bireylerde, bir hipokinetik hastalığa sahip bireyde egzersiz profesyoneli bir egzersiz programı uygulayacaksa, mutlaka multidisipliner yaklaşımı benimsemelidir. Hastanın birinci derecede sorumlusu hekimdir. Hastanın doktoruyla iş birliği yaparak uygun bir egzersiz programı oluşturmalı ve onu hastaya en uygun şekilde aktarması gerekmektedir. Burada mutlaka, hastanın hekiminin kontrolünde ve gözetiminde yapılması gerekiyor egzersizlerin" ifadelerini kullandı. (DHA)<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 May 2025 16:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/05/prof-dr-sagirogludan-dogru-planlanmis-egzersiz-onerisi-1747921824.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel Çorlu Vatan Hastanesi’nden hemşireliğe ışık tutan sempozyum</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/ozel-corlu-vatan-hastanesinden-hemsirelige-isik-tutan-sempozyum-719</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/ozel-corlu-vatan-hastanesinden-hemsirelige-isik-tutan-sempozyum-719</guid>
                <description><![CDATA[Özel Çorlu Vatan Hastanesi, Hemşireler Haftası kapsamında anlamlı bir organizasyona imza attı. “Geçmişten Geleceğe Hemşirelik Sempozyumu” adıyla düzenlenen etkinlik, Trakya bölgesinde görev yapan çok sayıda sağlık çalışanını aynı çatı altında buluşturdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sempozyum, Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Dr. Ali Cengiz Kalkan, Özel Çorlu Vatan Hastanesi Genel Müdürü Soner Erkan ve Hemşirelik Hizmetleri Yöneticisi Hicran Aslan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.&nbsp;</p><p><img src="/images/files/IMG-20250517-WA0001.jpg"></p><p>Yapılan konuşmalarda hemşirelik mesleğinin toplumsal önemi ve geçmişten bugüne gelişimi vurgulandı.</p><p><img src="/images/files/IMG-20250517-WA0004.jpg"></p><p>Etkinliğin akademik oturumlarında ise sağlık alanında uzman isimler sahne aldı. İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Hemşirelik Fakültesi’nden Prof. Dr. Merdiye Şendir, “Geçmişten Geleceğe Hemşirelikte Yolculuk” başlıklı sunumuyla mesleğin evrimini değerlendirdi.</p><p><img src="/images/files/IMG-20250517-WA0003.jpg"></p><p>Özel Medicabil Hastanesi Operasyonlar Koordinatörü Dr. K. Dilara Torlak, “Yalın Hastane Nedir?” konusunu detaylandırırken; Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nden Arş. Gör. Dr. Sevda Öztürk, “Günümüz Hemşireliğinde Tükenmişlik ve Baş Etme Yolları” üzerine dikkat çeken bilgiler paylaştı. Özel Çorlu Vatan Hastanesi Fizyoterapisti Uğur Yıldırım ise “Yapay Zeka Çağında Geleceğin Hemşireleri” başlıklı sunumuyla ilgi odağı oldu.</p><p><img src="/images/files/IMG-20250517-WA0005.jpg"></p><p>Sempozyumda sadece akademik oturumlar değil, duygusal ve sanatsal anlar da yaşandı. Özel Çorlu Vatan Hastanesi hemşireleri ve çalışanlarının sahnelediği “Geçmişten Geleceğe Hemşirelik” temalı tiyatro gösterisi izleyicilerden büyük alkış aldı.</p><p><img src="/images/files/20250517_204136.jpg"></p><p>Gösteri, hemşireliğin tarihsel serüvenini etkileyici bir şekilde yansıttı. Etkinlik alanında açılan “Geçmişten Geleceğe Tıbbi Malzemeler” sergisi ise hemşirelik mesleğinin tarihini ve teknolojik gelişimini görsel olarak gözler önüne serdi.</p><p>Yoğun ilgi gören sempozyuma, Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Dr. Ali Cengiz Kalkan, Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Mustafa Dönmez, Trakya bölgesindeki kamu ve özel hastanelerin yöneticileri, başhemşireleri ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.</p><p>Katılımcılar, bilgi paylaşımı ve mesleki dayanışma açısından sempozyumun oldukça verimli geçtiğini belirtti. (Haber Bülteni)</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 May 2025 20:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/05/ozel-corlu-vatan-hastanesinden-hemsirelige-isik-tutan-sempozyum-1747504141.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanserde Umut Veren İki Yeni Alan: Alfa Radyasyonu ve Yapay Zekâ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kanserde-umut-veren-iki-yeni-alan-alfa-radyasyonu-ve-yapay-zeka-435</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kanserde-umut-veren-iki-yeni-alan-alfa-radyasyonu-ve-yapay-zeka-435</guid>
                <description><![CDATA[Cerrahi onkoloji ve tümör immünolojisi konusunda çalışmalarıyla dünyadaki önemli bilim insanları arasında yer alan Prof. Dr. Dominik Ruettinger, Berlin'de düzenlenen uluslararası katılımlı basın toplantısı sonrası Demirören Haber Ajansı'nın (DHA) sorularını yanıtladı. Prof. Dr. Ruettinger, agresif prostat kanseri vakalarında umut vaat eden 'hedefe yönelik alfa terapisinin' kemiğe sıçramış kanser hücresinin çekirdeğine kadar ulaşarak DNA'sına geri dönülmez şekilde hasar verdiğini, böylece sağlıklı dokuya zarar vermeden hedefi 12'den vurabildiğini kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Prof. Dr. Rettinger, yapay zekanın da kanser tedavilerinde çok önemli bir oyun değiştirici olduğunu vurgulayarak "Sadece bir tomografi taramasını inceleyerek artık belirli mutasyonlar için test edilmesi gereken hastaları belirleyebiliyoruz" dedi. Ludwig Maximillians Münih Üniversitesi'nde tümör immünolojisi alanında baş araştırmacı olarak kanser üzerine pek çok çalışmaya imza atan ve ardından Amerika'da cerrahi onkoloji alanında çalışmalar gerçekleştiren Prof. Dr. Dominik Ruettinger, kanser tedavilerinde umut vaat eden yeni yöntemleri anlattı. Kanser tedavilerinin geliştirilmesinde yapay zekânın da artık oyun değiştirici özellikte etkisinin olduğuna değinen Prof. Dr. Ruettinger, 31 Mart-1 Nisan tarihleri arasında Berlin'de gerçekleştirilen ve 15'ten fazla ülkeden basın mensupları ile bilim insanlarının yer aldığı uluslararası katılımlı 'Bayer Pharma Media Day 2025' toplantısında, önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Ruettinger, onkolojide yeni stratejinin 'hassas ilaç geliştirme' olduğunu vurguladı ve bilim dünyasının kanser hastaları için 'daha nazik ilaçlar' üzerinde çalıştığını kaydetti.&nbsp;<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">'Akciğer Kanseri İçin Çalışmalar Sürüyor'<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Prof. Dr. Ruettinger, radyasyon tedavisinin ilaç şeklinde verilebilmesi olarak da özetlenebilecek hedeflenmiş alfa terapisinin 'akıllı molekül' olarak dizayn edildiğini ve özellikle uzak yayılım gösteren agresif prostat kanseri olgularında, radyasyon izotoplarının, hedeflenmiş molekül olarak kemiğe sıçramış kanser hücresine 'kilitlendiğini' söyledi. Prof. Dr. Ruettinger henüz sadece agresif prostat kanserleri için kullanım onayı alan alfa terapinin bunu, tümörden kaynaklı kalsiyum kaybının olduğu yeri bularak gerçekleştirdiğini ve sağlıklı dokuya neredeyse zarar vermeden yapabildiğini ifade etti. Sigara dışı akciğer kanseri için de erken dönem çalışmaların sürdüğünü ve bu çalışmalarda daha yolun başında olunduğunu belirten Prof. Dr. Ruettinger, hedefli alfa moleküllerinin kanser hücresinin çekirdeğine ulaşarak DNA'sını geri dönülmez şekilde tahrip ettiğini, bunu da tümöre yüksek hassasiyetle odaklanıp DNA'sını hedef alarak gerçekleştirdiğini, bu sayede sağlıklı dokulara minimum düzeyde zarar verdiği için bu yeni terapiler sayesinde yakın gelecekte, belki de kanser tedavilerine gelişen direncin de önüne geçilebildiğini vurguladı.&nbsp;<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Bilim, 'Daha Nazik' İlaçlara Odaklandı<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Onkoloji alanındaki bilimsel çalışmalarını son 4 yıldır Bayer Global Onkoloji Araştırma ve Erken Geliştirme Bölümü Başkanı olarak sürdüren Prof. Dr. Dominik Ruettinger, "Basitçe söylemek gerekirse, tümör hücrelerini hedeflemek ve etkili bir şekilde öldürmek için yenilikçi yollar arıyoruz. Sonuç olarak, hedefimiz hastalar tarafından iyi tolere edilen oldukça etkili tedaviler geliştirmek. Hasta merkezli tedaviler çok önemli bu nedenle 'daha nazik ilaçlar' terimini ortaya attık. Bu yaklaşım, öngördüğümüz hasta demografisindeki değişiklikler göz önüne alındığında özellikle önemli. Artık 50 yaşından önce teşhis konan daha genç hastalar da dâhil olmak üzere genel olarak daha fazla kanser hastası göreceğiz. Bu genç hastalar daha uzun bir tedavi süreci yaşayacak, bu da tedavi direnci gibi sorunların giderek daha kritik hale geleceği anlamına geliyor. Bu nedenle hem etkili hem de iyi tolere edilen tedavilere sahip olmak gerekli" dedi.&nbsp;<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">'Hedefe Yönelik Radyasyon İle Sağlıklı Doku Daha İyi Korunuyor'<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Son yıllarda kanser tedavilerinde 'hedefli radyasyon' kavramının da öne çıktığına işaret eden Prof. Dr. Ruettinger, "Hedefe yönelik moleküle bağlı radyasyon diyebiliriz. Yani tümör hücrelerine özel radyasyon yayan ve bu hücreleri öldüren bir antikor. Temel prensip bu. Bu kategori içinde, alfa radyasyonunun özellikle umut verici olduğuna inanıyoruz. Alfa parçacıklarının bazı benzersiz özellikleri var. Enerji açısından zengindirler ve bu da onları oldukça güçlü kılar. Sağlıklı dokuya zarar vermemesi ise çok kısa bir mesafe kat edebilmelerinden kaynaklanır. Bu sınırlı aralık, tümör hücrelerini etkili bir şekilde öldürürken çevredeki sağlıklı dokunun korunmasını sağlar. Bu da kanserdeki hasarı en üst düzeye çıkarma ve normal hücrelere verilen zararı en aza indirme hedefimizle mükemmel bir şekilde uyumludur" diye konuştu.&nbsp;<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">'Artık Tümörün Zayıflıklarını Hedefliyoruz'<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Kanser tedavisinde aranan çözümlerin artık tümör hücrelerinin zayıflıklarını ve bağımlılıklarını belirlemek üzerine odaklandığını vurgulayan Prof. Dr. Ruettinger şunları söyledi: "Geliştirdiğimiz herhangi bir ilaç, tümör hücresine etkili bir şekilde zarar vermeli. Bu etki de hastanın hastalık seyrini önemli ölçüde, olumlu yönde değiştirmeli. Yani hedef, hastalık bağlantısı. Bu nedenle, öncelikle başlangıçta tümör tipine veya tedavi yöntemine bakmıyoruz; yalnızca tümör hücresinin zayıflıklarını belirlemeye odaklanıyoruz. Bu yaklaşımı en titiz şekilde uygulayan kişinin sonunda başarılı olacağına inanıyorum. Şu anda bu alanda 9 adet Faz 1 programımız var ve bunlar küçük moleküller, antikorlar ve radyofarmasötikler dahil olmak üzere oldukça çeşitli."<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">'Yapay Zekâ İle Tomografiden Mutasyon Tahmini Mümkün'<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yapay zekânın da kanser tedavilerinde çok önemli bir oyun değiştirici olacağına vurgu yapan Prof. Dr. Ruettinger, sözlerini şöyle noktaladı: "Örneğin şu anda Bayer'de yapay zekâyı içermeyen tek bir ilaç geliştirme programı yok. Karmaşık verileri işlemek, analiz etmek ve yorumlamak için makine öğrenimine ve yapay zeka tabanlı yaklaşımlara büyük ölçüde güveniyoruz. Örneğin, tümörlerden gelen temel genomik verileri analiz edebilir ve ardından bunları tedaviden sonraki hasta sonuçlarına bağlayabiliriz. Bu bağlantıları kurmak inanılmaz derecede önemlidir, ancak bazen zordur.&nbsp;<o:p></o:p></span></p><p class="MsoNormal"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yapay zekâ, bu ilişkileri daha net bir şekilde belirlememize önemli ölçüde yardımcı oluyor. Örneğin belirli akciğer kanseri mutasyonları için hedefli tedavileri düşünün. Uygun hastaları belirlemek zordur, çünkü moleküler profilleme her merkezde gerçekleştirilemeyebilir. Küçük bir çalışmada, belirli mutasyonları doğrudan BT (bilgisayarlı tomografi) tarama görüntülerinden tahmin edip edemeyeceğimizi araştırdık. İlginçtir ki, bunun gerçekten mümkün olduğu ortaya çıktı. Sadece bir BT taramasını inceleyerek; neredeyse her hasta için standart bir prosedür, artık belirli mutasyonlar için test edilmesi gereken hastaları belirleyebiliyoruz. Bu, tam olarak hedeflediğimiz türden pratik, yapay zekâ destekli bir fayda."</span><o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Apr 2025 11:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/04/kanserde-umut-veren-iki-yeni-alan-alfa-radyasyonu-ve-yapay-zeka-1745398751.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Bahar Alerjisi Soğuk Algınlığı İle Karıştırılıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/cocuklarda-bahar-alerjisi-soguk-alginligi-ile-karistiriliyor-291</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/cocuklarda-bahar-alerjisi-soguk-alginligi-ile-karistiriliyor-291</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Anıl Doğan, son dönemde tüm dünyayı etkileyen küresel ısınmanın alerjik hastalıkların sayısını artıran faktörlerden bir tanesi olduğunu belirterek, çocuklardaki alerjik hastalıkları anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Dr. Doğan, “İlkbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte çocuklarda bahar alerjisi ve benzeri alerjik durumlar sık görülüyor. Özellikle de alerjik altyapılı çocuklar burun akıntısı, hapşırık, burunda ve gözlerde kaşıntı, öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi yakınmalarla hastanelere başvurabiliyor. Aileler genellikle alerji ve soğuk algınlığını birbirine karıştırabiliyor” dedi.
</p><p>Dış ortamda polenlerin belirdiği ve küf sporlarının yayıldığı bahar mevsimi, bahar alerjisinin oluşmasında etkili bir faktör olarak biliniyor ancak bazen de alerji farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Anıl Doğan, erken dönemde alerjinin tespit edilip çözüm üretilmesi, çocuğun hem günlük yaşantısını hem de gelecekteki sağlığını büyük oranda etkileyebileceğini vurgulayarak, &nbsp;“Bu sebeple hastalığın neden olduğu belirtilerin erken fark edilmesi, çocuklarda alerji yönetimi açısından büyük öneme sahiptir. Gözlerde sulanma, kızarıklık ve şişme, hırıltılı solunum, tıkanıklık nedeniyle sürekli ağızdan nefes alma, uyku bozuklukları, sık hapşırmak, kuru öksürük, burun kaşıntısı, tat-koku alma yetisinin azalması, baş ağrısı alerji belirtileri arasındadır” İfadelerini kullandı. 
</p><p>“Bağışıklığın Güçlendirilmesinin Alerji Tedavisindeki Önemi Büyük”
</p><p>Uzm. Dr. Anıl Doğan, “Alerjik bir çocuk için ne alerjisi olduğundan bağımsız olarak tüm soruların yanıtı bağışıklık sisteminin doğru ve yeterli çalışmasında gizlidir. Bu nedenle tedavide ilk adım genellikle bağışıklık sistemini güçlü tutmak olmalıdır. Bunun için geçici değil kalıcı yöntemler uygulanmalıdır ki en başta da sağlıklı beslenme rutininin hayatın her alanına yayılması önemlidir.
</p><p>Özellikle atakların yaşandığı zamanlarda dinlenmeye ve bol su içmeye özen göstermek gerekmektedir. Vücuttaki vitamin ve mineral eksiklikleri bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabileceğinden, çocuk doktorunun önerdiği takviyeleri kullanmak da önemlidir.
</p><p>Eğer nezle ilkbahar ve yaz aylarında başlar, özellikle iki üç haftadan fazla devam ederse, ateş görülmeksizin iyileşme belirtisi göstermiyorsa bu durum alerjik nezle olabileceği konusunda güçlü bir şüphe oluşturur. Bu tür durumlarda doktora danışmak gerekir” diye konuştu.
</p><p>“İlaç Tedavisi Yetersiz Kaldığında Aşı Tedavisi Uygulanabilir”
</p><p>Alerjik nezle tedavisinde ilk adımın, alerjiye yol açan maddelerden uzak durmak olduğuna değinen Uzm. Dr. Doğan, “Eğer çocuğun alerjik nezlesi polenlere karşı ise, yoğun tozlaşma dönemlerinde yeşil alanlardan mümkün mertebe uzak tutulması ya da tedavi gözetimi altında bu alanlarda bulunmasının sağlanması gerekebilir. Çevresel koruma önlemleri yeterli olmadığında, ilaç tedavisi etkili bir alternatif olabilir. 
</p><p>Bu ilaçlar sadece semptomların olduğu günlerde bile kullanıldığında, çocuğun rahatsızlıklarını hafifletebilir. Ancak düzenli ilaç kullanımı daha etkilidir. İlaç tedavisinin yetersiz olduğu durumlardaysa aşı tedavisi yani immünoterapi uygulanır. 
</p><p>Bu tedavi, çocuğun alerjen duyarlılığı hangi alerjeneyse onu hedef alan ve aynı zamanda bağışıklık sistemini düzenleyen bir tedavidir. Amacı da vücudun bu alerjenlere doğal bir şekilde tepki vermesine yardımcı olmaktır” ifadelerini kullandı.
</p><p>“Bahar Alerjilerinden Korunmanın Yolu Polen Maruziyetini Azaltmaktır”
</p><p>Uzm. Dr. Doğan, alerji ataklarından korunmanın yollarını şu şekilde sıraladı: “Bahar mevsiminde dışarı çıkacağınız zamanlarda evin pencerelerini kapalı bırakın. Bu durum, polenlerin eve girişini engeller. Polen seviyesinin yüksek olduğu zamanlarda çocuğunuzu dışarıya göndermeyin.
</p><p>Polen miktarının en fazla olduğu zaman genellikle sabah saatleridir. Bu yüzden, günün ilerleyen saatlerinde çocuğunuzu dışarıya çıkarmanız daha iyi olacaktır. Çocuğunuz evinize girdikten sonra kıyafetlerini değiştirin. Polen yoğunluğunun arttığı aylarda çamaşırlarınızı dışarıda kurutmayın.
</p><p>Yatak ve yastık kılıflarını düzenli olarak yenileyin. Çocuğunuza sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırın. Düzgün bir beslenme rutini, çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirir ve bu nedenle çok önemlidir. Bu şekilde uygulanan önlemler, çocuklarda alerjik reaksiyonların gelişmesini azaltabilir.
</p><p>Bahar alerjisi belirtileri gözlemlediğinizdeyse mutlaka bir uzmana başvurun." (DHA) İSTANBUL 
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 23:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/04/cocuklarda-bahar-alerjisi-soguk-alginligi-ile-karistiriliyor-1744143414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken Tedavi Edilen Alerjik Hastalıklar, Ciddi Sağlık Sorunlarını Önlüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/erken-tedavi-edilen-alerjik-hastaliklar-ciddi-saglik-sorunlarini-onluyor-290</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/erken-tedavi-edilen-alerjik-hastaliklar-ciddi-saglik-sorunlarini-onluyor-290</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, alerjik hastalıkların erken dönemde tedavi edilmesinin, ciddi sağlık sorunlarının önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alerjik hastalıklarla mücadele eden 17 yaşındaki Soner Çakır ve Binnaz Topal gördükleri aşı tedavisi sayesinde yaşamlarını daha rahat bir şekilde sürdürdüklerini ifade etti. Aşı tedavisiyle şikayetlerinin azaldığını söyleyen Çakır, “Tedaviye başlamasaydım, alerjim ilerleyerek astım gibi daha ciddi sorunlara yol açabilirdi” dedi. 
</p><p>Ev tozu akarları ve polen gibi alerjenlere karşı duyarlılık, birçok kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebiliyor. 17 yaşındaki Soner Çakır ve Binnaz Topal, uzun yıllar süren bu zorluklarla başa çıkarken, aşı tedavisinin hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlatıyor.
</p><p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, alerjilerin zamanında tedavi edilmesinin, hastaların yaşam kalitesini artırmak ve ilerideki ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek açısından önemli olduğunu vurguladı. 
</p><p>“Ev Tozu Akarları Alerjiyi Tetikliyor”
</p><p>Alerjilere karşı aşı tedavisinin büyük kolaylık sağladığını söyleyen Prof. Dr. Nacaroğlu, “Binnaz, uzun süredir takip ettiğimiz bir hasta. Bize ilk başvurduğunda cildinde kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık gibi alerjik belirtiler vardı. Ayrıca burun akıntısı, hapşırık ve geçmeyen öksürük şikayetleri de mevcuttu. Yaptığımız testler sonucunda ev tozu akarlarına, yani MİTE dediğimiz mikroskobik canlılara alerjisi olduğunu belirledik. Öncelikle, hastamıza bu etkenlerden nasıl korunması gerektiğini anlattık.” dedi. 
</p><p>“Alerji Şekil Değiştirebilir”
</p><p>Alerjinin zaman içinde şekil değiştirebilen bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nacaroğlu, “Bebeklik döneminde genellikle egzama, besin alerjisi ya da süt, yumurta alerjisi olarak ortaya çıkar. Ancak çocuk büyüdükçe bağışıklık sistemi geliştikçe besin alerjileri kaybolabilir. 
</p><p>Bununla birlikte alerji tamamen ortadan kalkmaz, bu kez solunum yoluyla alınan alerjenlere karşı duyarlılık gelişebilir. Okul çağında ise polen alerjisi, burun akıntısı, hapşırık, kaşıntı ve öksürük şikayetleriyle kendini gösterir.” diye konuştu. 
</p><p>“Alerjik Hastalıkların Gidişatını Aşı Tedavisi Durdurabilir”
</p><p>Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Soner, 17 yaşında bir hastamız ve bize alerjik nezle şikayetleriyle başvurdu. Özellikle polen dönemlerinde burun akıntısı, hapşırık ve kaşıntı yaşıyordu. Alerjik nezlenin ilerleyen yaşlarda astıma dönüşme riski vardır.
</p><p>Bu nedenle, polenlerden tam olarak korunmak mümkün olmadığından hastamıza alerjen aşı tedavisi başlattık. İlk üç hafta haftalık enjeksiyonlar yapıyoruz, ardından ayda bir hatırlatma dozlarıyla tedaviyi üç yıla tamamlıyoruz. Bu sürecin sonunda hastalığın ömür boyu ortadan kalkmasını bekliyoruz.”
</p><p>“Ev Tozlarından Kaçmak İmkansız”
</p><p>Ergenlik sürecinden itibaren ev tozu ve polen alerjisi nedeniyle ciddi zorluklar yaşadığını belirten 17 yaşındaki Soner Çakır, “Alerjim ergenliğe girdikten sonra başladı ve vücudumda sürekli kaşıntı, hapşırık ve burun akıntısı gibi şikayetler yaşamaya başladım. Bu durum günlük hayatımı oldukça zorlaştırıyordu. Hikmet Hoca ile görüştükten sonra aşı tedavisine başlamaya karar verdik. 
</p><p>Şu an ikinci dozumu aldım ve tedavi süreci oldukça iyi gidiyor. Kaşıntılarımda ve hapşırıklarımda belirgin bir azalma oldu. Evdeki tozlardan kaçmak neredeyse imkânsız. Ev süpürüldüğünde dahi rahatsızlık duyuyorum. Aşı tedavisi sayesinde şikayetlerim zamanla azalacak. Tedaviye başlamasaydım, alerjim ilerleyerek astım gibi daha ciddi sorunlara yol açabilirdi. Bu yüzden tedaviye devam ediyorum ve sonrasında da üçüncü dozumu alarak ayda bir devam edeceğim.” dedi. &nbsp;
</p><p>“İlacı Bırakıp Aşıya Geçtim”
</p><p>Alerjik hastalığa kesin çözüm bulmak amacıyla ilaç tedavisinden aşı tedavisine geçtiğini ifade eden 17 yaşındaki Binnaz Topal, “Uzun zamandır alerji problemleriyle mücadele ediyorum. Toza karşı ciddi bir alerjim vardı. Başlangıçta hastaneye gidip belli ilaçlar kullanıyordum ancak zamanla ilaçlardan sıkıldım ve düzenli ilaç almak istemedim. Bunun üzerine aşılara başladık ve yaklaşık 8 aydır aşı tedavisi alıyorum. Aşı tedavisi sonrası daha önce yaşadığım nefes darlığı, kaşıntı ve sık sık hapşırma gibi şikayetlerim azalmaya başladı.
</p><p>İlaç kullanmadığım zamanlarda bile bu tür problemlerle artık karşılaşmıyorum. Ayda bir düzenli olarak iğne alarak alerjimi en aza indirmeye çalışıyoruz ve tedavi sürecim gayet olumlu ilerliyor.” ifadelerini kullandı. (DHA) İSTANBUL
</p><figure class="image"><img src="/images/files/%E2%80%98ERKEN-DONEMDE-TEDAVI-EDILEN-ALERJIK-HAS_647590_191873.jpg"></figure><figure class="image"><img src="/images/files/%E2%80%98ERKEN-DONEMDE-TEDAVI-EDILEN-ALERJIK-HAS_647591_191873.jpg"></figure>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 23:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/04/erken-tedavi-edilen-alerjik-hastaliklar-ciddi-saglik-sorunlarini-onluyor-1744142949.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Et ve Tavuk İyice Pişirilmeli, Hijyen Kurallarına Titizlikle Uyulmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/et-ve-tavuk-iyice-pisirilmeli-hijyen-kurallarina-titizlikle-uyulmali-289</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/et-ve-tavuk-iyice-pisirilmeli-hijyen-kurallarina-titizlikle-uyulmali-289</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde tavuk eti tüketimi sonucu ortaya çıkan gıda zehirlenmeleri, Salmonella bakterisi kaynaklı enfeksiyonları gündeme getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, Salmonella bakterisinin az pişmiş tavuk etlerinin tüketilmesi ile ortaya çıkan salgınlara yol açtığını söyledi. Enfeksiyonların önlenmesinde alınabilecek tedbirlere dikkat çeken Ünlü, özellikle tavuk ve etin iyice pişirilmesi gerektiğini dile getirdi.
</p><p>Güvenilir kasap ve marketlerden temin edilecek malzemelerin hazırlanmasında hijyen kurallarına mutlaka uyulması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ünlü, “Gıdaya temas etmeden önce eller, sabunlu su ile en az 20 saniye yıkanmalı ve gıdalar tüketilmeden önce iyice pişirilmelidir. Çiğ tüketilen meyve ve sebzeler ise iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.” tavsiyesinde bulundu.
</p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, son günlerde gündemde olan gıda zehirlenmeleri ve Salmonella bakterisine ilişkin değerlendirmede bulundu.
</p><p>“Salmonella Pek Çok Enfeksiyona Yol Açıyor”
</p><p>’almonella’nın hem insanlar hem de hayvanlarda enfeksiyon oluşturabilen bakteriler olduğunu belirten Doç. Dr. Ünlü, “Salmonella bakterisi, insanlara sıklıkla, hasta kişiler veya hayvanlarla temas veya bunların dışkıları ile kontamine olmuş su veya gıdaların tüketilmesi ile bulaşır. Sıklıkla besin zehirlenmesi etkeni olarak karşımıza çıkan Salmonella, aynı zamanda tifo, paratifo gibi sistemik enfeksiyonlara da neden olabilirler.” uyarısında bulundu.
</p><p>“İlk 8 ve 72 Saat İçerisinde Belirtiler Ortaya Çıkıyor”
</p><p>Basit besin zehirlenmelerinin bile 65 yaşından büyük, 5 yaşından küçük veya altta yatan hastalığı olan, bağışıklığı zayıflamış bireylerde ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan Ünlü, “Bu nedenle şüpheli bir gıda tüketiminden sonra ilk 8 ile 72 saat içerisinde gelişen karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve bazen de ateş gibi bulgular gösteren kişi, bu bulguları göz ardı etmemeli ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.” dedi. 
</p><p>“Az Pişen Tavuk Etine Dikkat”
</p><p>Salmonella bakterisinin özellikle yaz aylarında az pişmiş tavuk etlerinin tüketilmesi ile ortaya çıkan salgınlara yol açtığını belirten Doç. Dr. Özge Ünlü, “Bununla birlikte araştırmalar Salmonella bakterisinin, hem kırmızı hem beyaz etleri kontamine edebildiğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra Salmonella bakterisinin tavuk yumurtaları, bu kontamine çiğ yumurtalardan hazırlanan mayonez gibi soslar, birçok meyve ve sebzeyi hatta uygun şekilde depolanmayan kuruyemişleri bile kontamine edebildiğini göstermiştir. Bu durum, gıda güvenliğinin önemini ortaya koymaktadır.” diye konuştu.
</p><p>“Güvenilir Yerlerden Temin Edilmelidir”
</p><p>Salmonella enfeksiyonlarından korunmak için alınabilecek önlemlere dikkat çeken Ünlü, “Özellikle et ve sebzeler güvenilen market, manav veya kasaplardan temin edilmelidir. Gıdaya temas etmeden önce eller sabunlu su ile en az 20 saniye yıkanmalı ve ilgili gıdalar tüketilmeden önce iyice pişirilmelidir. Meyveler gibi çiğ tüketilen gıdalar ise iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.” tavsiyesinde bulundu.
</p><p>“El Hijyeni Çok Önemli”
</p><p>Salmonella enfeksiyonlarından korunmada hijyenik önlemlerin de mutlaka alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Özge Ünlü, sözlerini şöyle tamamladı: “Bununla birlikte hasta bir kişinin, dışkısına teması ile bakteri kişinin eline bulaşabilir ve bu kontamine el ile birinin elini sıkması ile ve ikinci kişinin elini ağzına götürmesi ile de bir bulaş zinciri olasıdır. Bu şekilde bir bulaş daha nadir görülür ama yeri gelmişken enfeksiyon zincirini kırmada el hijyeninin önemini bir daha vurgulamak isterim.” &nbsp;DHA İSTANBUL
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 22:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/04/et-ve-tavuk-iyice-pisirilmeli-hijyen-kurallarina-titizlikle-uyulmali-1744142107.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kol ve Bacak Tansiyonu Arasındaki Fark, Ölümcül Damar Hastalıklarının Sinyali Olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kol-ve-bacak-tansiyonu-arasindaki-fark-olumcul-damar-hastaliklarinin-sinyali-olabilir-223</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kol-ve-bacak-tansiyonu-arasindaki-fark-olumcul-damar-hastaliklarinin-sinyali-olabilir-223</guid>
                <description><![CDATA[Her iki koldan ölçülen tansiyon farkı damar yırtılması gibi acile başvuru gerektiren hastalıkların belirtisi olabileceği gibi kol ve bacak tansiyonu arasındaki ciddi farklar ise kalp krizi ve felçlere yol açabilen periferik damar hastalıklarının işaretçisi olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>
</p><p>
</p><p>
</p><p>
</p><p>
</p><p>
 Acil Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül İşlek Yüksel, en az haftada bir kez bacak tansiyonunun da ölçülmesi gerektiğini, kol ve bacak tansiyonu arasındaki düşük ya da yüksek farkların çeşitli damar hastalıklarının erken sinyali olabileceğini vurguladı. 
</p><p>Ayak bileğinden ölçülen bacak tansiyonu ile kalp damar hastalıkları ve diyabet gibi damar harabiyeti yaratan kronik rahatsızlıkların işaretini erkenden yakalamak mümkün. Acil Tıp Uzmanı Dr. Ayşegül İşlek Yüksel, haftada bir kez düzenli olarak ölçülmesi gereken bacak tansiyonunun, aynı yöndeki kol tansiyonundan 1 veya 2 birim yüksek çıkmasının beklendiğini, bundan çok daha yüksek sonuçların kalp krizlerine yol açabilen damar tıkanıklığı ile özellikle diyabette çok sık görülen damar kireçlenmesi belirtisi olabileceğini kaydetti. 
</p><p>Daha düşük olması ise periferik arter hastalığı denilen ve kalp krizi ya da felç gibi ciddi sorunlara neden olabilen tablonun işaretçisi olabilir. Dr. Yüksel, sağ ve sol kol arasındaki yüksek farkların aort damarı yırtılması gibi ölümcül hastalıkların işaretçisi olabileceği için tansiyon kontrolü yapılırken, her iki koldan da ölçüm yapılması gerektiğinin altını çizdi.
</p><p><strong>“İki Kol Arasındaki Tansiyon Farkı % 20’den Fazla Olmamalı”</strong>
</p><p>Yüksel, el bileğinden ölçüm yapan tansiyon aletlerinden ziyade, ‘manşon’ adı verilen koldan ölçüm yapan ev tipi otomatik tansiyon aletlerinin daha doğru sonuçlar verdiğini de sözlerine ekleyerek şunları söyledi: 
</p><p>“Çoğu vatandaşımızın evinde otomatik tansiyon aleti vardır. Koldan ölçen de var bilekten ölçenler de var. Ama koldan ölçenleri daha çok tavsiye ediyoruz. Dinlenmiş şekilde, ayaklarımız yere temas edecek bir konumda ve oturur vaziyette tansiyonumuzu ölçmemiz gerekiyor. Tansiyonumuzu sağ koldan ölçüyorsak sol koldan da ölçelim. Çünkü sağ kol ve sol kol tansiyon farkının çok fazla olmaması gerekiyor. 
</p><p>Yüzde 20’den daha fazla tansiyon farkı olursa, örneğin sağ koldan 12’ye 7 ölçtüğünüz bir tansiyon, sol kolda 8’e 5 çıkıyorsa, aradaki bu kadar yüksek fark, damar yırtılması dediğimiz ölümcül olabilecek aort diseksiyonunu akla getirir ki bizim için acile başvuru gerektiren bir tablodur.”
</p><p><strong>“Haftada Bir Kez Bacak Tansiyonu Ölçülmeli”</strong>
</p><p>Sağ kol ve sol kol arasındaki tansiyon farkının yanı sıra, ‘ayak bileğinden’ yani bacak tansiyonu adı verilen tansiyon ölçümünün de önemli olduğunu belirten Dr. Yüksel, “Bacaktan tansiyon ölçümü de bize bazı kalp hastalıkları hakkında işaretler verir. O nedenle haftada bir kez de olsa bacak tansiyonunun da ölçülmesi gerekli. Bunu yapmak için de koldan bağlanan tansiyon aletini aynı şekilde ayak bileğine bağlamak yeterli. 
</p><p>Fizik kanunları her yerde geçerli; kol yukarıda, kalp ortada ve bacak da aşağıda. Dolayısıyla koldaki tansiyon düşük olsa da kan kalbe akabilir. Ama bacak tansiyonu düşükse, basınca ihtiyaç olduğu için kanın kalbe yeterli düzeyde gitmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle normal olan, bacak tansiyonunun koldan 1-2 birim daha yüksek çıkmasıdır” ifadelerini kullandı.
</p><p><strong>“Fark Çok Yüksekse Şeker, Çok Düşükse Damar Tıkanıklığı Olabilir”</strong>
</p><p>Dr. Yüksel, kalp krizi ya da felçlere yol açabilen damar hastalıklarının işaretçisi olabilecek kol-bacak tansiyonu oranının ‘Ankle-Brachial Index’ yani ABI indeksi denilen bir ölçümleme sistemi kullanılarak belirlendiğini kaydederek “Ölçtüğümüz taraftaki bacak tansiyonunun büyük olanı, aynı taraftaki koldan ölçülen büyük tansiyona böleriz. 
</p><p>Çıkan sonuç 0,9’dan daha düşükse, damar tıkanıklığı, kalp damar hastalıklarını düşünürüz. 1,5 katından yüksekse o zaman da şeker hastalığı ya da aterosklerotik hastalıklar yani damar kireçlenmesi aklımıza gelir. Yani kol ve bacaktan ölçülen tansiyon eşit olmayacak, 1-2 birim yüksek olacak. Diyelim tansiyon koldan 12 geldi. Aynı yöndeki bacak tansiyonunun 13-14 olmasını bekleriz. Ama 18-20 gelirse, bu bir probleme işaret eder. Eşit olması da varislerin işaretçisidir. 
</p><p>Tansiyon koldan ölçüldüğünde yüksek çıktığı zaman klasik hipertansiyon aklımıza gelir. Ya da böbrek kaynaklı sekonder hipertansiyon düşünürüz. Ama kol 12, geldi bacakta da 9 geldi, yani çok düşük geldi; o zaman atardamarda bir tıkanıklık, periferik arter hastalığı dediğimiz çevre damarlarda problem olduğu anlarız.” dedi. (DHA) İSTANBUL
</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Apr 2025 21:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/04/kol-ve-bacak-tansiyonu-arasindaki-fark-olumcul-damar-hastaliklarinin-sinyali-olabilir-1743532640.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan Uyarı: Aynı Ayakkabıyı İki Gün Üst Üste Giymeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/uzmanlardan-uyari-ayni-ayakkabiyi-iki-gun-ust-uste-giymeyin-187</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/uzmanlardan-uyari-ayni-ayakkabiyi-iki-gun-ust-uste-giymeyin-187</guid>
                <description><![CDATA[Ayak sağlığı için ayakkabıların üst üste iki günden fazla giyilmemesi gerektiğini belirten Podolog Beste Altınordu uyararak, “Beden sağlığı ayaktan başlar.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Ayak kokusu, mantar enfeksiyonları ve yavaş iyileşen yara sorunlarının ortak noktasının hijyen eksikliği olduğunu söyleyen Podolog Beste Altınordu, “Asıl tehlike, ayakta bulunan bakterilerin ciltteki çatlaklardan vücuda girerek enfeksiyona yol açması. Bu nedenle günde en az 1 kez, tercihen 2 kez ayaklarınızı sabunla yıkayın. Parmak aralarını ıslak bırakmayın. Pamuklu ve nefes alan çoraplar tercih edin. Aynı ayakkabıyı iki gün üst üste giymeyin, havalandırın” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal">Ayak hijyeninin kötü kokuyu önlediğini, mantar ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı kalkan görevi gördüğünü belirten Biruni Üniversitesi’nden Podolog Beste Altınordu, ayak sağlığını korumanın püf noktalarını paylaştı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Ayakta Bulunan Bakteriler Enfeksiyona Yol Açabilir”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Ayakların gün içinde ayakkabı içinde kapalı kaldığını, terle birlikte nemin arttığını, bunun da bakteriler için ideal ortam yarattığını açıklayan Altınordu, “Bilimsel araştırmalara göre, ayaklarını her gün düzenli yıkayan bireylerin cilt yüzeyinde yaklaşık 8 bin 800 bakteri bulunurken, iki günde bir yıkayanlarda bu sayı 1 milyonun üzerine çıkıyor. Ayak kokusu ise genellikle terle ilişkilendirilse de asıl neden, teri parçalayan bakteriler. Staphylococcus bakterileri terdeki amino asitleri parçalayarak isovalerik asit üretiyor ve bu kimyasal ‘peynirimsi, asidik’ bir kokuya neden oluyor. Bu koku sosyal açıdan rahatsız edici olabilir ancak asıl tehlike, bu bakterilerin ciltteki çatlaklardan vücuda girerek enfeksiyona yol açması” diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Parmak Araları Mantarların Yerleşmesi İçin Uygun Ortam”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Ayakta en sık karşılaşılan problemlerden biri de atlet ayağı (tinea pedis) adı verilen mantar enfeksiyonu olduğunu söyleyen Altınordu, “Parmak aralarında nem kaldığında, bu bölge mantarların yerleşmesi için uygun ortam haline gelir. Kaşıntı, kızarıklık, çatlama, şişlik ve kötü koku gibi şikayetlerle karşımıza çıkar” ifadelerini kullandı.Cilt bariyerinin bozulmasının, bakterilerin derinin alt katmanlarına ulaşmasına neden olduğunu açıklayan Altınordu “Bu da selülit gibi ciddi yumuşak doku enfeksiyonlarına yol açabilir” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Diyabet Hastaları Daha Fazla Özen Göstermeli”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Diyabet hastalarının ayak hijyenine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirten Altınordu, “Diyabet, kan dolaşımını ve sinir hassasiyetini azaltır. Bu nedenle ayakta oluşan küçük bir yara bile fark edilmeden büyüyebilir. Aynı zamanda bu yaraların iyileşmesi daha uzun sürer. Eğer bakteri veya mantar bulaşırsa, ciddi enfeksiyonlara, hatta ülser veya ampütasyona kadar gidebilecek sonuçlara neden olabilir” diye konuştu.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Günde İki Kez Ayak Yıkamak Bakterileri Kontrol Altına Alır”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Günde en az bir kez, tercihen sabah ve akşam olmak üzere iki kez ayak yıkamanın bakterilerin kontrol altına alınması açısından büyük önem taşıdığını aktaran Altınordu, “Yıkamanın ardından özellikle parmak aralarının iyice kurulanması gerekiyor. Nemli kalan bölgeler, mantar enfeksiyonlarına davetiye çıkarır. Özellikle atlet ayağı dediğimiz tinea pedis, bu şekilde yayılır” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Küçük Bir Yara Bile Büyük Risk Taşıyor”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Staphylococcus ve Pseudomonas gibi bakterilerin açıklardan vücuda girerek enfeksiyona yol açabileceğini anlatan Altınordu, “Ayak derisinde oluşan küçük çatlaklar veya kesikler, gözle görülmeyen ama tehlikeli mikroorganizmalar için açık kapı anlamına gelebilir. Ayakta iyileşme süreci diğer bölgelere göre daha yavaştır. Bu yüzden enfeksiyon riski daha yüksektir, ihmal edilmemelidir” dedi.<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>“Parmak Aralarını Islak Bırakmayın!”<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Ayak sağlığı için önerilerde bulunan Altınordu, şunları söyledi:“Günde en az 1 kez, tercihen 2 kez ayaklarınızı sabunla yıkayın. Parmak aralarını ıslak bırakmayın. Pamuklu ve nefes alan çoraplar tercih edin. Aynı ayakkabıyı iki gün üst üste giymeyin, havalandırın. Ayakta yara, kızarıklık, pullanma varsa geç kalmadan uzmana danışın.”<o:p></o:p></p><p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight:normal;"><strong>Beden Sağlığı Ayaktan Başlar<o:p></o:p></strong></b></p><p class="MsoNormal">Ayak bakımının yalnızca estetik değil, genel sağlık açısından da hayati olduğunu söyleyen Altınordu, “Ayak bakımı sadece pedikürden ibaret değil. Düzenli temizlik, doğru kurutma ve uygun ayakkabı seçimiyle ayaklarınızı mantar, bakteri ve kötü kokudan koruyabilirsiniz. Ayakta başlayan hijyen, tüm vücudu etkiler” uyarılarında bulundu. (DHA)<o:p></o:p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Mar 2025 12:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/03/uzmanlardan-uyari-ayni-ayakkabiyi-iki-gun-ust-uste-giymeyin-1743067878.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekşi mayalı pide neden tercih edilmeli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/eksi-mayali-pide-neden-tercih-edilmeli-121</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/eksi-mayali-pide-neden-tercih-edilmeli-121</guid>
                <description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sertaç Özer, ekşi mayalı pidelerin besin değerleri, sindirim sistemine katkıları ve sağlığa olan faydaları konusunda önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sertaç Özer, ekşi mayalı pidelerin besin değerleri, sindirim sistemine katkıları ve sağlığa olan faydaları konusunda önemli açıklamalarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ramazan ayı, iftar sofralarının bereketi ve dayanışma ruhuyla öne çıkıyor. Fırınlardan yükselen taze pide kokusu, sadece lezzetiyle değil, aynı zamanda toplumsal bir atmosfer oluşturmasıyla da önemli bir yer tutuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Sertaç Özer, Ramazan pidesinin Ortadoğu ve Akdeniz mutfağının etkisiyle şekillenerek Osmanlı mutfağı ile hayat bulduğunu ve bir gelenek olarak günümüze kadar taşındığını belirterek, Anadolu’nun miras buğdayları ile üretilen ekşi mayalı pideler, geçmişin izlerini taşıyan besleyici bir alternatif sunduğunu söyledi.</p>

<p><img height="488" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/18/1742293551-sertac-ozer-1742309857-761-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>EKŞİ MAYALI PİDE NEDEN TERCİH EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Ramazan ayında dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Özer, ekşi mayalı pidelerin tam tahıllı unlarla üretildiğinde kompleks karbonhidrat içeriği sayesinde uzun süreli tokluk sağladığını ifade etti. Oruç sürecinde vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini dengelemeye yardımcı olan bu pideler, sindirim sistemi üzerindeki olumlu etkileriyle de öne sürdü. Ekşi maya fermantasyonu, binlerce yıldır kullanılan doğal bir süreç olup, fırın ürünlerinin duyusal ve beslenme kalitesini arttırdığını belirten Özer, "Fermantasyon sırasında laktik asit bakterileri ve maya ekosistemi birlikte çalışarak besinlerin biyoyararlılığını yükseltiyor. Bu sayede ekşi mayalı pideler, sindirimi kolay, lezzet bileşenleri açısından zengin ve daha sağlıklı bir seçenek olarak öne çıkıyor" dedi.</p>

<p>Ekşi maya ile gerçekleştirilen fermentasyon sürecinin bu fitatları parçaladığını ve minerallerin emilimini artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Özer, "Bu durum, ekşi mayalı pideleri besin değerleri açısından üstün kılıyor. Kan şekeri dengesi açısından da önemli bir rol oynayan ekşi mayalı pideler, karbonhidrat yapısını değiştirerek glisemik indeksi düşürüyor. Bu da kan şekerinin dengede tutulmasına katkı sağlıyor ve uzun süre tok kalmayı mümkün kılıyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Mar 2025 23:06:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2025/03/eksi-mayali-pide-neden-tercih-edilmeli-1742328405.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işıltılı ve canlı gözler için göz kapağı estetiği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</guid>
                <description><![CDATA[Olduğumuzdan daha üzgün ve yorgun görünmemize neden olan göz kapağı sarkması, günümüzde çok basit bir operasyonla giderilerek ışıltılı bir görünüm sağlayabiliyor. Zaman içerisinde sarkarak görüş alanının daralmasına kadar uzanan bazı sıkıntılara yol açan göz kapağına uygulanan blefaroplasti hakkında faydalı bilgiler veren Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Türkyılmaz, süreçle ilgili merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanmayla birlikte gözaltında oluşan kırışıklıklar ve torbalanmalar estetik açıdan görünümü bozmaktadır. Göz çevresinde oluşan kırışıklıkların ve torbalanmaların giderilmesi amacıyla yapılan göz kapağı estetiği ameliyatı son derece küçük bir ameliyat olmasına rağmen yüzün genç görünmesini sağlamaktadır.</p>

<p><strong>YAZ MEVSİMİ İLE BİRLİKTE YENİLENMEK İÇİN BLEFAROPLASTİ</strong></p>

<p>İçinde bulunduğumuz karantina günlerinde ameliyatlar sosyal mesafe ve tedbir maksatlı gerçekleştirilemiyor olsa da, sonrasında tercih edeceğiniz bu uygulama ile güneşin nimetlerinden daha çok faydalanmak mümkün.</p>

<p>Göz çevresindeki fazla deri ve yağ dokularının çıkarılarak, bölgenin gerginleştirilmesine dayanan bu operasyonla daha estetik bir görünüm elde edilirken, yorgun ifadenin kaybolması ve kaybedilen görüş açısının yeniden kazanılması sağlanıyor. Botoks tedavisi ile aynı anda yapıldığında daha verimli sonuçlar verebilen blefaroplasti sonrası kişi bir hafta sonra hastalar normal iş yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.</p>

<p><strong>OPERASYON SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Blefaroplasti operasyonu sonrası birkaç gün sürebilecek ve hafif şiddette ağrıların olması normaldir. Bunun önüne geçebilmek için doktorunuzun size verdiği ağrı kesicileri kullanmanız yeterlidir. En sık merak edilen “şişlik ve morarmalar ne zaman geçer” sorusunun cevabı ise en fazla bir haftadır.</p>

<p>Eğer estetik dikiş yerine normal dikiş kullanıldıysa bunlar operasyon sonrası beşinci günde alınmaktadır. Ortalama 3 ila 7 gün arasında bir dinlenme sürecinden sonra günlük hayatına tamamen dönebilen kişi, 2 hafta sonra hafif sporlar yapılabilirken, ağır ya da yüze darbe alma riski olan sporlar içinse bir ay beklemelidir.</p>

<p><strong>Op. Dr. Burak Türkyılmaz</strong><br />
<strong>Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2020/04/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-1587809088.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte gözaltı morluklarını ve sivilceleri yok eden o mucizevi ürün...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar için cilt bakımı çok önemlidir. Sağlıklı bir cilde sahip olmak için cildimizi temiz tutmalı, düzenli bakım yapmalıyız. Cilt temizliği ve bakımında en önemli yardımcılarımızdan birisi de gül suyudur. Doğal yapısı ve hoş kokusuyla kadınların tercih ettiği gül suyunun cilde faydalarını bu yazımızda birlikte inceleyelim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gül suyu; taze gül yapraklarının damıtılması ile elde edilir. Cilt sağlığı üzerinde etkili olan gül suyunun ağız ve diş sağlığı, saç bakımı, yara ve kesiklerin tedavisi gibi birçok alanda da kullanımı bulunuyor. A, C, D, E ve B13 vitaminleri yönünden zengin bir içeriğe sahip olan gül suyu hücre yenilenmesinde etkili, yaşlanma karşıtı doğal bir üründür. Gül suyunun kullanımı Roma İmparatorluğu dönemi öncesine kadar uzanıyor, Kleopatra'nın yüz temizliği ve vücut banyosunda gül suyu ve gül yaprakları kullandığı biliniyor.</p>

<h2>GÜL SUYUNUN CİLDE FAYDALARI</h2>

<ul>
	<li>Cildi nemlendirir. Cildi kurutmadan gözeneklere yerleşerek tazelenmesine yardımcı olur. Bu yönüyle doğal bir tonik yerine geçer.</li>
	<li>C vitamini yönünden zengindir, cildi besleyip erken yaşlanmasına engel olur.</li>
	<li>Mat görünümü giderir, cildin parlak görünüme kavuşmasına yardımcı olur.</li>
	<li>Mantar, egzama gibi cilt hastalıklarına karşı yatıştırıcı etkiye sahiptir. Kaşıntıyı giderir, cildi rahatlatır.</li>
	<li>Düzenli kullanımda sivilce ve akne oluşumunu engeller.</li>
	<li>İltihap gidericidir, bakteriyel enfeksiyonlara iyi gelir.</li>
	<li>Cilt lekeleri üzerinde de etkilidir, düzenli kullanımda lekelerin rengini açarak cilt tonunu eşitler.</li>
	<li>Cildin Ph dengesini korur.</li>
	<li>Gözaltındaki morlukların rengini giderir.</li>
	<li>Saç köklerini güçlendirir, saç dökülmesini engeller. Saçların daha yumuşak olmasını sağlar.&nbsp;</li>
	<li>Kesik, yanık izlerinin tedavisinde etkilidir. Yaraların iyileşmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Ağız ve diş sağlığında da tercih edilebilir. Hem ağızda hoş koku bırakır hem de ağız içi yaralara karşı etkilidir.</li>
	<li>Makyaj temizliğinde kullanılabilir. Bir parça pamuğa gül suyu dökerek günlük makyajınızı nazikçe temizleyebilirsiniz.</li>
	<li>Tıraş sonrasında cildi rahatlatmak, tahrişi ve kızarıklığı gidermek amacıyla kullanılabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2020/04/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-1587808939.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eklem ağrılarına ne iyi gelir? Pek çok kişi bilmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</guid>
                <description><![CDATA[Dünya nüfusunun yüzde 88’i ağrıdan şikayet ediyor. Bel ve sırt ağrısından yakınanların oranı ise yüzde 94. Uzun süre hareketsiz kalma, yaşanan kilo sorunları, ağır egzersizler, sedanter yaşam ve çeşitli hastalıklar sebebiyle kemik, eklem, bel, boyun ve kas ağrıları çok sık yaşanıyor. Tedavi edilmediğinde ise yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkiliyor. Ancak ağrı çekenlerin çoğu bu sorunla nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu sorunların her yaşta ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, “Eklem ve kas ağrılarının tedavisinde topikal (jel formunda) uygulamaların emilim hızı sistemik ürünlere kıyasla daha fazla. Etkinliği klinik çalışmalarla onaylanmış lokal fitoterapi ürünleri ağrı, ödem ve iltihabın giderilmesinde etkili olabilecektir” dedi.</p>

<p>Dünyada en sık görülen sağlık sorunların başında bel ve eklem ağrıları geliyor. Gün içinde hareketsiz kalma, bilgisayar başında uzun süre oturma, ağır egzersizler ve zorlaşan yaşam koşulları ile birlikte bel, boyun ağrıları başta olmak üzere eklem ağrıları giderek artıyor. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu ağrıların karşısında çoğu kişi ne yapacağını bilmiyor. Ancak bu ağrılar tedavi edilmediğinde günlük yaşantının rutinlerini yerine getirme ya da sevdiğimiz bir aktiviteden bizi alıkoyarak sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu ağrı ve fonksiyon kayıplarının giderilmesinde fitoterapi ürünlerinin kullanılmasını önerdi. Boswellia serrata (Akgünlük), Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin ağrı ve ödem giderici etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Yeşilada şu bilgileri verdi:</p>

<p>Türkiye’de Akgünlük olarak bilinen Boswellia serrata bitkisinin özütleri dünyadaki en iyi iltihap önleyici, ödem ve şişlik gidericidir. Bu özütler jel formunda bir üründe kullanıldığında etkisi 2 ile 6 kat artıyor. Hindistan’da yetişen Celasturus paniculatus bitkisinin özütleri ağrı kesicidir. Zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin de yine ağrı kesici, ödem ve şişlik giderici etkileri bilinmektedir. İçeriğinde bu özütler bulunan topikal (sürülebilir) fitoterapi ürünlerinin ağrı ve şişlikler üzerindeki etkinliği klinik deneylerle kanıtlanmıştır.”</p>

<h2>HAREKET KABİLİYETİNİN ARTIRILMASI İÇİN TOPİKAL ÜRÜNLER KULLANIN</h2>

<p>Sedanter yaşamı olanlar, sürekli bilgisayar başında oturanlar, hareketsizlikten eklem tutukluğu yaşayanlar, ağır spor sonrası eklem ağrısı şişliği hissedenler, osteoartrit hastaları, bel ve boyun ağrısı yaşayanlarda hızlı etki gösteren topikal fitoterapi ürünleri kullanılması yararlı olabilmektedir. Boswellia serrata, Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta içeren topikal yani yağ formüllü ve hızlı emilim sağlayan ürünlerle hareket kabiliyetinde iyileşmeyi, eklem esnekliğinde artışı, ağrı ve şişlikte azalmayı daha hızlı ve etkili sağlayabilirsiniz.</p>

<h3>ETKİN TEDAVİ İÇİN FİTOTERAPİ ÜRÜNLERİNİ TERCİH EDİN</h3>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada bitkilerle tedavi konusunda şu noktalara dikkat çekiyor: Herkes bitkilerin sağlık için kullanımıyla ilgili bilgiler veriyor ama bunların hepsi doğru değil. Biz bitkiler üzerinde sadece in vitro (test tüpleri ile yapılan) deneysel çalışmalara güvenmeyiz. Çünkü vücuda girdikten sonra mide ve bağırsakta değişime uğrar, farklı moleküllere dönüşür. Bu maddelerin hepsini akılcı kullanmak gerekiyor. İnsanlar panik yapmadan doğru tavsiyeleri uygulamalı. Güncel tedavi yaklaşımında aktarlardan alınan bitkilerle doğru tedaviyi uygulamanız mümkün olmaz. Bu nedenle bitkilerden elde edilen çağdaş üretim koşullarına uyularak hazırlanan standardize edilmiş fitoterapi ürünleri ile etkin bir tedaviye cevabı sağlanabilir. Standart bitki ekstreleri ile istenilen doz ayarı yapılabilir, daha yüksek oranda etkili içeriğin istenilen miktarda verilmesi sağlanır, standart ekstrelerle her uygulamada istenilen kan seviyesine erişilir. Bu suretle etkin bir tedavi cevabı sağlanabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2020/04/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-1587808387.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Crohn hastalığı nedir? Crohn tedavisi nasıl olur? Crohn belirtileri nelerdir? Crohn tedavisinde ilaçların rolü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</guid>
                <description><![CDATA[Sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen ve belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması dolayısıyla çok geç teşhis edilebilen bir hastalık Crohn. Daha çok bağırsaklarda görülse de gözler, damarlar ve cilt gibi akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalığın en tipik belirtileri ise genellikle şiddetli seyreden karın ağrısı ve kilo kaybı. Dalgalı bir seyir izlesede Crohn tedavisinin gelişen ilaçlar sayesinde artık çok daha kolay olduğunu söyleyebiliriz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi? Ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık ‘Crohn’ ise cevabımız, ‘evet’. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn’la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar.</p>

<p>“Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri” diyen Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<h2>CROHN BELİRTİLERİ: YEMEK SONRASINDA KARIN AĞRISI BAŞLIYORSA...</h2>

<p>Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn’un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, “Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor” diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor.</p>

<h3>CROHN HASTALIĞINDA TETİKLEYİCİ FAKTÖRLERE DİKKAT</h3>

<p>Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek “Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.</p>

<h4>CROHN HASTALIĞINDA DENGELİ BESLENME DAHA ÖNEMLİ HALE GELİYOR</h4>

<p>Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki: Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok!</p>

<h5>CROHN TEDAVİSİNİN İLK BASAMAĞI İLAÇLAR</h5>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söylüyor: “Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2019 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/12/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-1575536184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde atopik dermatite karşı etkili öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen kronik bir deri hastalığı olan Atopik dermatit (Atopik Egzama) ilk belirtilerini bebeklik döneminde göstermesiyle biliniyor. Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, kızarıklık ve kaşıntı gibi egzamanın tetikleyici unsurlarına dikkat çekerek, bebeklerin cildini korumak için önemli ipuçları veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerde sıkça karşılaşılan Atopik dermatit (Atopik Egzama) kalıtsal olduğu bilinen bir egzama türüdür. Ebeveynlerin ikisinde birden atopik egzama varsa bu rahatsızlığın bebeklerde de görülme ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmaktadır. Bazı tetikleyici unsurlarla şiddeti artabilen bu deri rahatsızlığının ilk belirtileri bebeklerde bir yaşını doldurmadan görülebiliyor. Prima Uzman Kurulu Üyesi Dermatolog Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, bebeklerin cildini egzamanın olumsuz etkilerinden ve ataklarından korumak için pratik önerilerde bulunuyor.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLERE DİKKAT EDİN</strong></p>

<p>İlk belirtiler, bebeklerde genellikle yanaklarda palyaço makyajını andırır biçimde kırmızı, hafif şiş, üzeri kuru ve ince kepekli yamalar şeklinde kendini gösterir. Atak dönemlerinde daha fazla şişme ve sulanma görülebildiği gibi kaşıntı da olabilir. Şiddetli ataklarda ise kollar, bacaklar ve gövdede de benzer kızarıklıklar ve kaşıntılı belirtiler ortaya çıkar. Bu alanlar özen gösterilmediğinde kolayca mikrop kapabilir ve bu da kaşıntının ve egzamanın şiddetini artırmasına neden olur.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BANYOSU SIK YAPILMALI AMA KISA SÜRMELİ</strong></p>

<p>Atopik dermatiti tetikleyen nedenler arasında bebeklerin cildini aşırı sabunlama, keseleme, alkol içeren kolonya benzeri ürünlerin kullanımı ve bebeğin fazla terlemesi sayılabilir. Ancak Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, en sık görülen ve kolayca gözden kaçabilen nedenlerden birisinin de yünlü giysiler olduğuna dikkat çekiyor. Giysilerdeki yün liflerinin çok fazla tahrişe neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydemir, bu liflerin kaşıntıyı da artırabileceğini belirtiyor. Sentetik giysiler de bebekleri terleterek, kaşıntıyı artıracağından bebek kıyafetlerinde pamuklu kumaşların tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Bebeklerin cildinin çok kuru olması da kaşıntıyı tetikleyebiliyor. Bebeklerin yıkanma sıklığı konusunda değişik görüşler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, ebeveynlere bebeklerini sık (her gün gibi) ve ılık suyla yıkamalarını öneriyor. Bebek kurulandıktan sonra, 2-3 dakika içerisinde cildine iyi bir vücut nemlendiricisi sürülmesi de bebeklerin cildinin kuru kalmamasını sağlayarak kaşıntıyı önlüyor. Ancak banyo uygulamasının kısa sürmesi, bebeğin yıkandığı suyun ılık olması ve bebekleri sabunlama işleminin de uzun tutulmaması gerekiyor.</p>

<p>Egzamanın şiddetlenmesinde yiyeceklerin etkisi de çok tartışılan konuların başında geliyor. Bebeklerin ilk 2 yaş aralığında yediklerinin egzama üzerinde sınırlı etkileri olsa da, annelerin bebeklerinin yediklerine nasıl tepkiler verdiğini gözlemlemesi öneriliyor.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BEZ BÖLGESİ KURU OLMALI</strong></p>

<p>Bebeklerde cildin idrar ya da dışkıyla teması tahrişi artıracağı için yeni geliştirilen, emici kanal teknolojisine sahip, nefes alabilen bebek bezlerinin kullanımı da problemin etkilerini azaltıyor. Sıvıyı emen ve hapseden, daha fazla kuruluk sağlayan bebek bezleri bez bölgesini kuru tutarak tahrişi önlüyor.</p>

<p><strong>DERMATOLOG TAVSİYESİ ALINMALI</strong></p>

<p>Atak dönemlerinde tedavi için muhakkak bir dermatoloğa başvurulması öneriliyor. Ailelere internetten edindikleri bilgilerle ya da eş dost önerileriyle ilaç kullanmamalarını, özellikle de bir dermatolog denetimi olmadan asla kortizon içeren ürünler denememelerini öneren Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, egzamanın genellikle 2 yaşın sonuna doğru kendiliğinden kaybolduğunu daha sonra ise şekil değiştirerek devam edebildiğini veya tamamen yok olabildiğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/12/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-1575544034.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşten eve döndüğünüzde lenslerinizi çıkarın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde kontakt lens kullananların sayısı giderek artıyor. Gerek renkli göze sahip olabilmek adına, gerekse de göz bozukluğu nedeniyle kullanılan kontakt lensler bazı basit kurallara dikkat edilmediğinde ciddi sorunlara yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kontakt lensler; göz bozukluğu olan, gözlük takmak istemeyen, gözleri lazere uygun olmayan hastalar tarafından sık tercih ediliyor. “Kontakt lensler; yerinde ve kurallarına uyulması şartıyla bizlerin de sıklıkla reçete ettiği yardımcı görme aparatlarıdır” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kurallara dikkat etmediğimizde kontakt lenslerin faydadan çok zarar verebileceği konusunda uyardı.</p><p>Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kontakt lens kullanımı ile ilgili tavsiyelerde bulundu:</p><p><strong>1- Lensleri kısa süreli kullanmalıyız</strong></p><p>Oksijen geçirgenlikleri ne kadar yüksek olursa olsun; kontakt lensli bir göz, normal bir göze göre daha az oksijenlenir. Bu nedenle lenslerimizi mümkün olduğunca kısa süreli kullanmalıyız. Örneğin okuldan veya işten eve döndüğümüzde lenslerimizi çıkarmalı, gözlük kullanmalıyız.</p><p><strong>2- Lenslerimizin hijyenine dikkat etmeliyiz</strong></p><p>Lenslerimizin hijyeni konusunda da oldukça dikkatli olmamız gerektiğini dile getiren Dr. Fatih Atmaca, “Lenslerimizi takarken ve çıkarırken önce ellerimizi yıkamalıyız. Lenslerimizi çıkardıktan sonra temiz lens kutumuza solüsyonumuzu yenileyerek koymalıyız” şeklinde konuştu.</p><p><strong>3- Lenslerle asla uyumamalıyız</strong></p><p>Lenslerimizle asla ve asla uyumamamız gerekiyor. Hastalarımıza bunu söylediğimizde bazen ‘Ama hocam böyle yapan arkadaşlarımız var ve bir şey olmuyor’ cevabını alabiliyoruz. Benim bu durumda verdiğim cevap şu oluyor: “Bir gün bir şey olmaz, bin gün bir şey olmaz. Bin birinci gün iltihap kapabilirsiniz.” İşin kötü tarafı kontakt lens kullanımına bağlı başta keratit dediğimiz enfeksiyonlar (lensi üzerine taktığımız gözümüzün saydan ön tabakasının iltihabı) kalıcı görme kaybına neden olacak kadar ciddi bir hal alıyor. Uyumadan önce nasıl ki ayakkabımızı, çorabımızı çıkarma ihtiyacı hissediyorsak, lenslerimizi de çıkarmadan uyumamalıyız. Unutmayalım ki göz bebeklerimiz ayak tabanımızdan çok daha hassas.</p><p><strong>4- Lenslerle havuza girmemeliyiz</strong></p><p>Bir diğer yanlışın ise aylık lenslerin bir ay gözde kalabileceği düşüncesi olduğuna dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, “Bu kesinlikle yanlıştır. Aylık lens yoktur; sabah takıp akşam çıkarmak kaydı ile bir ay kullanabileceğiniz lensler vardır. Lensleriniz ile asla havuza girmeyin. Havuzdaki klor, koruyucu maddeler, boyar maddeler ve diğer havuz kullanıcılarının vücut sıvıları kontakt lensinize yapışır ve siz havuzdan çıksanız dahi lensler gözünüzde kaldığı sürece gözünüz bu zararlı ve kirli maddelere maruz kalmaya devam eder. Unutmayalım ki keratit dediğimiz ciddi göz enfeksiyonu ile karşılaştığımız her iki hastadan biri düzensiz kontakt lens kullanıcısı. Bu nedenle lens kullanırken dikkatli olmalı, azı karar çoğu zarar özdeyişini akılda tutmalıyız” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/12/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-1575544084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haftada 3 gün tüketin yeter... Ciğerlerinizi ilk günkü haline getiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</guid>
                <description><![CDATA[Eşek dikeni nedir, eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorusunun cevapları son günlerde çok fazla merak ediliyor. Eşek dikeni akız, kansa ve kenger gibi çeşitli isimlerle anılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞEK DİKENİ NEDİR?</strong></p><p>Eşek dikeni papatyagiller familyasındandır. 1 veya 2 yıl yaşayabilen bu&nbsp;bitki&nbsp;çorak arazi ve tarlalarda yetişmektedir. İnce ve çengelli olan kenger bitkisi temmuz ve ağustos aylarında iyice çiçeklenmektedir. Temmuz ve ağustos aylarında eşek dikeninin rengi erguvan ve beyaz rengini almaktadır. Eşek dikeninin çiçekleri yaşken güzel kokuludur ancak kuruduklarında kokusu tamamen kaybolur.</p><p>Diyarbakır yöresinde kenger yemeği olarak pişen eşek dikeni yöre halkı tarafından severek pişiriliyor. İçine kuzu eti koyularak kavrulan eşek dikeninin yemeğine kenger meftunesi deniliyor. lezzetti ve son derece sağlıklı olan bir bitki olan eşek dikeni nedir, nerelerde yetişir? Eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorularının cevapları haberimizde...</p><p><strong>EŞEK DİKENİ NERELERDE YETİŞİR?</strong></p><p>Kırmızı ve mor renkte çiçekler açan eşek dikeni, ülkemizin neredeyse çorak olan hemen hemen her arazisinde yetişir. Eşek dikeninin Türkiye 'de yetiştiği yerler, Ege bölgesi, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesidir. Eşek dikeni nadir olarak Ege ve Akdeniz bölgesinde de yetişmektedir.</p><p>Eşek dikeninin ege bölgesinde kenger ismiyle kahvesi yapılmaktadır. Eşek dikeninin en çok zeytinyağlı yemeklerinin yapıldığı yer ege bölgesidir. Aynı zamanda eşek dikeninin&nbsp;Diyarbakır'da kenger meftunesi adında kuzu etli kavurması yapılmaktadır.</p><p>Eşek dikeninin sağlık açısından bir çok faydası bulunmaktadır. Lezzetli bir şekilde yemeklerinin yapıldığı eşek dikeninin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p><p><strong>MİGRENİ TEDAVİ EDER</strong></p><p>Eşek dikeninin kramp çözücü özelliği bulunmaktadır. Bu özelliği sayesinde migren ve çeşitli baş ağrıları tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir.</p><p><strong>SİNDİRİM İSTEMİNE İYİ GELİR</strong></p><p>Eşek dikeni zengin lif oranı sayesinde sindirim sistemini iyileştirmektedir. Aynı zamanda sinir sistemini onararak vücuttaki kanı temizlemeye yardımcı olmaktadır.</p><p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p><p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p><p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p><p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p><p>&nbsp;</p><p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2019 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/12/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-1575544198.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besin meğer karaciğeri bitiriyormuş!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları, karaciğer sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları,&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>PAKETLENMİŞ ABUR-CUBUR YİYECEKLERİ SINIRLAYIN!</strong></p>

<p>"Cips ve unlu mamuller ile ilgili problem genellikle şeker, tuz ve yağ ile doldurulmuş olmalarıdır" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Çalışmak için yanınızda sağlıklı atıştırmalık bulundurun. 10-12 adet yer fıstığını robottan çekip, doğal bir fıstık ezmesi elde edip yanında bir dilim elma ile yiyebilirsiniz. Ya da kuru kayısı veya hurma arasına ceviz yerleştirerek mini sağlıklı atıştırmalık sandviçler elde edebilirsiniz. Bu tarifler, tatlı krizlerinize de birebir" önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>PATATES KIZARTMASI VE HAMBURGER SİROZA YOL AÇIYOR!</strong></p>

<p>Patates kızartması ve hamburgerin&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını tehdit eden gıdalardan olduğunu belirten Örkcü, "Doymuş yağ oranı yüksek yiyecekleri çok fazla yemek, karaciğerinizin işini yapmasını zorlaştırabilir. Zamanla siroz olarak bilinen karaciğerde iz kalmasına yol açabilecek iltihaplanmalara neden olabilir." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERİ AZALTIN!</strong></p>

<p>Çok fazla tatlı tüketiminin karaciğere zarar verebileceğini ifade eden Özden Örkcü, "Çünkü karaciğerin işinin bir parçası şekeri yağa dönüştürmek. Eğer aşırıya kaçarsanız, karaciğeriniz çok fazla yağ yapar. Uzun vadede, yağlı&nbsp;karaciğer&nbsp;hastalığı gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz." dedi.</p>

<p><strong>SUYUN YARARLARINA ŞAŞIRACAKSINIZ!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Karaciğeriniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri sağlıklı kilonuzu korumaktır. Gazlı içecekler veya sporcu içecekleri gibi şekerli içecekler yerine içme suyu alışkanlığı edinin. Her gün kaç kalori kazanacağınıza şaşıracaksınız" diyerek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>TUZUN ÜZERİNE BİR KAPAK KOYUN</strong></p>

<p>Vücudunuzun biraz tuza ihtiyacı var; fakat yapılan araştırmalar, sodyumdan yüksek bir diyetin&nbsp;karaciğer&nbsp;izinin ilk aşaması olan fibrozise yol açabileceğini öne sürmektedir. Tuzu kesmek için ise yapabileceğiniz bazı kolay şeyler var. Pastırma ya da şarküteri gibi işlenmiş yiyeceklerden kaçının. Konserve sebzeler yerine taze seçin.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2019 11:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/03/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-1552812276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Aylarında 5 Tavsiyeye Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.daykohaber.com.tr/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</link>
                <guid>https://www.daykohaber.com.tr/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</guid>
                <description><![CDATA[Kış deyince ilk olarak hemen akla bitmeyen soğuklar, erken kararan hava ve uzun süreli hastalıklar geliyor… ‘’Bu kış hasta olacak mıyım?’’ tedirginliğini bazı dönemlerde çoğumuz yaşıyoruz. Esasen kışın soğuk günlerine karşı sağlıklı olabilmek ve kışın büyüleyici güzelliğini yaşayabilmek çok kolay! İşte size soğuk kış günlerine karşı koyabilmenize yardım sağlayacak bazı öneriler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Bağışıklık sisteminize güç veren gıdaları tercih edin</strong></p>
</div>

<div>
<div>
<p>Kış mevsiminin zorluklarına göğüs germenin yolu beslenme alışkanlıklarınızı mevsime göre ayarlamaktan geçiyor. Dengeli bir beslenme düzeni, kış mevsiminin zorluklarını atlatmanızda yardımcı olacak. Soğuk kış günlerine karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirecek besinleri tercih edin ve sıvı tüketimini ihmal etmeyin.</p>
</div>
</div>

<p><img src="http://tags.bluekai.com/site/41218?limit=1&amp;phint=event%3Dnative&amp;phint=brand%3Dlipton_milliyet" style="height:1px; width:1px" /><strong>Kışın da bol sıvı tüketimine dikkat!</strong></p>

<div>Çoğu kişi yaz mevsiminin kavurucu, sıcak günlerinde su içmeyi ihmal etmezken; kış aylarının soğuk günlerinde sıvı tüketimini göz ardı edebiliyor. Oysa vücudun yüzde 60’ının sudan oluştuğunu göz önünde bulundurursak; beden sağlığımız için her mevsim aynı oranda düzenli sıvı tüketimine ihtiyaç duymaktayız. Su, vücudun tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli. Kış mevsiminde de beden sağlığınız için sıvı tüketimine gereken önemi vermeyi unutmayın.</div>

<div>
<div>
<p><strong>Kış meyvelerinin tadını çıkarın</strong></p>
</div>

<div>Sofranızda kış meyvelerine daha fazla yer açmanız; vücudunuz için gerekli besin materyallerini daha rahat almanızı sağlar. Soğuk kış günlerinin beraberinde getirebileceği hastalıklara karşı durabilmeniz elma, portakal, mandalina gibi kış meyvelerinin yardımıyla olacak. Hem lezzet açısından zengin hem de besin ve vitamin deposu olan kış meyvelerine sofranızda daha fazla yer açın.</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2019 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.daykohaber.com.tr/images/haberler/2019/03/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-1552736314.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
